Photoshop Magazin
 


96 Yıllık Gencecik Bir Ajans İLANCILIK

01 July 2006 | Sayı: Jul 2006
 
1 2 3 4 5
 

hspace=0


Sektörel Photoshop
Bu ayki sektörel röportaj bölümümüzün konuğu; 1909 yılında kurulan, Türk reklamcılık tarihinin bütününe imzasını atıp büyük başarılarla bugün lere kadar gelen İlancılık Art Center. Oldukça keyifli bir çalışma ortamına sahip firmada Yakup Barouh ile Türkiye’de reklamcılığı ve İlancılıkı konuştuk…

Photoshop magazin: Siz Türk reklamcılık tarihinin ilk reklam ajansısınız. Bize kurucularınızdan ve kuruluş hikayenizden kısaca söz eder misiniz?

Yakup Barouh:
Kuruluş yılımız 1909. İlk başta tek kişi olarak başlıyor. 1912’de üç ortak oluyorlar ve 1933’e kadar böyle devam ediyorlar. Bu kişiler; Hoffer, Samanon ve Hulli. Bir tanesi Kahire’den geliyor. Orada Havas Reklam Ajansı’nda çalışmış olduğu için reklamcılığı iyi biliyor. Diğer ikisi ise çekirdekten yetişme reklamcı. Bu üçü, 1933 yılına kadar İlancılık’ı götürüyorlar. Hoffer, Samanon ve Hulli oldukları için, kendilerine ‘Hosah’ diye bir logo yapıyorlar. Ve İlanat Acentesi diye geçiyor. Bunun ispatı olarak da, Meydan Larouse’a, reklam tarihine baktığınız zaman bizim adımızın geçmesini söyleyebiliriz. Ama burada üzerinde durmamız gereken bir nokta var; daha önce başka reklam ajansı olmadı mı? Oldu. 1870’lerde , 1890’larda çıkan reklamlar da var ve bunları birileri hazır lamış. Ve bunu hazırlarken bir fatura kesilmişse ve para alınmışsa, demek ki bir reklam ajansı gibi çalışılmış. Ama bugüne kadar gelebilen ilk reklam ajansı biziz. 1933 yılında bir durum oluyor. Gazeteler bakıyor, İlancılık adındaki reklam ajansı bu işten para kazanıyor. Böyle olunca, “Biz niye bir reklam ajansı kurmuyoruz ve para kazanmıyoruz? Niye sadece İlancılık kazansın?” diyorlar ve onlar da bir şirket kuruyorlar. Kuruyorlar ama işi bilmediklerini fark ediyorlar. Ve “Biz kurulduğumuz için nasıl olsa İlancılık ortadan kaybolacak. Çünkü biz çok daha büyüğüz. O zaman onları kendimize ortak yapalım ve bu şekilde devam edelim.” diyorlar. İlancılık da ne yapsın, karşısında büyük gazeteler var, başka çaresi yok, ortaklığı kabul ediyor. İlancılık’ın zaten üç ortağı var ama gazeteler bir de müdür olması lazım, ayrıca para da bulmamız lazım diyorlar. En büyük reklam veren kim? İş Bankası. İş Bankası’na gidip, “Sen de ortak ol.” diyorlar. Ve İş Bankası’nın reklam işlerini takip eden Kemal Salih adlı kişiyi de müdür yapıyorlar. Sonuçta, 3 ortak çalışıyor, bankanın temsilcisi var, bu sözde gazetelerin kurduğu bir şirket ve gazeteler bu işten para kazanacak. Ama 3 ay sonra bakıyorlar ki, müşteri gazetelerden birine daha çok reklam veriyor, diğerine daha az veriyor. Bu yüzden de bunlar “Bana az reklam geldi, ona çok geldi. Bu nasıl ajans, ben ortağım, beni niye kollamıyorlar?” diye kavga etmeye başlıyorlar ve altı ay sonra ortaklıktan vazgeçiyorlar, işi bırakıp gidiyorlar. Onlar gidince, dördüncü ortak olarak Kemal Salih kalıyor sadece. Ve o ‘HOSAH’ dediğimiz logo, ‘KHOSAH’ olarak değişiyor.
( Burada, gülmekten röportaja kısa bir ara veriyoruz ve ilk çay- kahve salvosu başlıyor...)
Sonra yine İlancılık olarak devam ediyorlar. Dört ortağın hepsinin yüzde yirmi beş hissesi var. Ama kendi aralarında görüşüyorlar ve bir karar veriyorlar; “Reklam işi yaratıcılık gerektiren bir iş. Eğer biz bu yaratıcılığı devam ettiremez-sek, çuvallarız. Yaratıcılığın önündeki en büyük engel nedir? Ailenin işe girmesi. Mesela, babanın oğlu işe girer ama yaratıcı değildir ve reklamcılıkla ilgili hiçbir şey bilmez. Sadece para harcamayı sever ve işi batırır. Onun için şöyle bir karar alıyorlar; Bu şirkette ortaklardan biri vefat ettiği veya ayrılmaya karar verdiği zaman, 10 yıl boyunca, sahip olduğu o yüzde yirmi beş hissenin, yüzde on’u ailesinde kalacak. Diğer yüzde on beş ile de, şirketin gelişmesine faydası olabilecek, şirket içinden ya da dışından ama bu sektörde sivril-miş olan kişiler ortak yapılacak.
Düşünün ki, bunu 1933’te akıl ediyorlar. Benim babam bu şirkete 1932 yılında Müşteri Temsilcisi olarak girdi. Ama tabi o zamanlar bu kadar büyük organizasyonlar yoktu. Bu nedenle babam yarım gün müşteri temsilciliği, yarım gün de finans müdürlüğü yapıyordu. 50’li yıllarda ortaklardan biri vefat edince, babam bir hisse alıyor. Sonra 70’li yıllarda birkaç ortak ayrılınca yine hisse alıyor, başka ortaklar da giriyor ve bu böyle devam ediyor... Ta ki ben 1968 senesinde üniversiteyi bitirip, master derecemi alana kadar. Ve ben Türkiye’de reklamcılık üzerine ilk tezi yazdım, şimdi Boğaziçi olan, o zamanın Robert Kolej’inde. Ve üç arkadaş olarak bir araştırma şirketi kuruyoruz. Ancak bu şirket daha sonra reklamcılık işine soyunmaya karar verince, ben İlancılık’la rekabet edecek bir şirketin içinde olamam diye, oradan ayrılıp burada çalışmaya başlıyorum. Sonra da hisseleri alarak ortaklığım başlıyor. Ve İlancılık tarihinde, işe girebilen tek çocuk benim. Eğitimim bunun üzerine olduğu için girebildim.

hspace=0

Sadece Reklamcılık dersi alıp gelen kişiyi ben reklamcı olarak kabul etmiyorum. Çünkü reklamcılık tek başına olmaz. Reklam, pazarlamanın bir bölümüdür. Yani siz pazarlama bilmeden reklamcılık okursanız,yanlış okuyorsunuz demektir.

Pm: Türkiye'de bir firmanın bu kadar yıl başarıyla faaliyetini sürdürmesi bile başlı başına bir başarı...İlancılık”ın reklam sektöründe bunca yıl varlığını sürdürebilmesini siz neye bağlıyorsunuz?

YB: Az önce sözünü ettiğim sistem zaten uzun ömürlü olabilmek için kurulmuş. İkincisi, bizde tepedeki kişiler daha köklü oluyorlar ama yaratıcı kadro devamlı değişiyor ve gençliği kullanıyoruz. Belki bizler ileri yaşlardayız ama şirketin genel kadrosuna baktığınız zaman, ortalama çok düşük. Yani gençlere ağırlık verip, devamlı yenilenmeye gayret ediyoruz. Bir de, müşteri yelpazemizi mümkün olduğu kadar geniş tutmaya çalışıyoruz, her sektörden müşteri elde etmeye çalışıyoruz. Çünkü biliyorsunuz ki Türkiyede çok inişli çıkışlı yıllar oluyor. Bazı yıllarda bir sektör iyi durumdayken, bazı yıllarda da başka bir sektör iyi durumda olabiliyor.

Pm:Peki şu anda hangi müşterilere sahipsiniz ve verdiğiniz hizmetlerden biraz söz eder misiniz?

YB:Otomotivde; Temsa Grubu, giyimde; İGS Grubu, kadın iç giyim ve mayo alanında; Nelson Grubu, inşaat sektöründe; Erpen Pencere Profilleri ve de American Siding Kaplama. Astel Grubu da kurulduğu günden beri bizimle birlikte. Astel’in altında Can Bebe ve Can Lady markaları bulunuyor. Beyaz eşya ve ankastre mutfak sektöründen; Franke var. Sun Express, yeni müşterimizdir. Canon Grubu, Sevil Parfümeri, Price Water House Coopers da müşterilerimizden. Daha böyle birçok müşterimiz var...

Pm: İlk müşteriniz ve yaptığınız ilk iş neydi peki?

YB: Bu sektöre girdiğimde, heyecanlanarak yaptığım çalışmaları düşününce iki tanesini hatırlıyorum. Ozamanlar rahmetli Turgut Özal’ın Burdur’da kurduğu bir traktör fabrikası vardı. Ve bu fabrika, bir Japon traktörünün üretimini yapıyordu. Adı da; Ihıshimaura. Ihıshimaura adındaki bir traktörün Türkiye’de satılamayacağını bildiğimiz için ismini değiştirdik ve “İşbora” yaptık. (Yine gülüşmeler… bu arada çay kahvelerimizde durmadan tazeleniyor; röportajın sonuna dek birlikte her halde İlancılık’ın tüm kahve ve çay stoklarını erittik…) Ve bu traktörü Türkiye’de biz lanse ettik. Çok güzel reklam filmleri yaptık ve o sene TRT’nin en iyi reklam ödülünü aldık.“Çiftçimizin Baş Pehlivanı” diye de bir sloganımız vardı.

Pm: Seneler geçtikçe reklam mecraları çok değişti, gelişti. Artık bunlara, günümüzün en gözde medyası
olan internet de eklendi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz, bu alanda hizmetleriniz var mı?

YB: İnternet altı-yedi sene önce büyük bir ivme kazandı. Ama sonra düşüşe geçti. Çünkü insanlar internetin mail atılan, posta vazifesi gören bir yer olacağını düşündü. Son iki senedir hakkını bulmaya ve yerine oturmaya başladı. Ve bence artık internet, doğru kullanıldığı sürece çok yararlı olan bir mecra olarak kendine yer ediniyor. Biz reklam kampanyalarımızı mutlaka internet üzerinden de destekliyoruz. Ama onları desteklerken, kendimiz ara sayfalar yaratıyoruz. Ara sayfaları yaratmanın öğesi de nedir, biz o ürünle ilgili bilgiye ulaşacak olan kimseyi önce ara sayfalarda inceliyoruz. Kim olduğunun detaylarını topluyoruz ve ondan sonra bizim ana sayfamıza yönlendiriyoruz. Hem data toplamış oluyoruz, hem de girenin doğru insan olup olmadığını ölçmüş oluyoruz.

Pm: Son zamanlarda genç yeteneklerimiz uluslar arası yarışmalarda ödüller alıyor. Yaratıcı reklam örneklerine de çok sık rastlamaya başladık. Dünyadaki örnekleriyle kıyaslarsak, sizce Türk reklamcılığı şu anda nasıl bir noktada? Eksilerimiz, artılarımız nelerdir? Ve günümüzde reklamcılık alanında en önemli
gelişme nedir sizce?

YB: Yıllardır Türkiye’deki sanat çizgilerine baktığımız zaman ve reklamı da onun içine kattığımız zaman, reklam, yaratıcılık açısından Avrupa’ya en yakın olan sektörlerden biriydi.

hspace=95



Dünyada Vay be! dedirten kampanyalar, çok para harcanarak yapılan kampanyalar oluyor. Mesela son Coca Cola kampanyasına bakın. Adamlar para harcıyor. İnanın, dışarıda böyle bir filmin çekilmesi, milyon dolarların üzerinde paralarla oluyor.

Televizyon çıkana kadar, Türkiye’de basın reklamcılığında çok büyük yaratıcılıklar görüyorduk. Televizyon yaratıcılığı güç kazanmaya başlayınca, basın reklamcılığı biraz puan kaybetti maalesef. Şu anda herkes beynini televizyona yoruyor. Televizyonun bir de kolaylığı var; yaratıcı insanlar televizyonu tahayyül edip, konuyu dışarıdaki bir yapımcı şirkete veriyor ve çektiriyor. Yukarıdan kontrol etmek daha kolay ama basında öyle değil. Basında, kadro ile birlikte çalışmak zorundasınız. Bu da basının yaratıcılığının son dönemde zayıflamasının nedenlerinden biri. Sanki birkaç sene evvel daha yaratıcıydık gibi geliyor bana. Sanıyorum önümüzdeki yıllarda bu iş yine güçlenecek. Mesela, uluslar arası reklam ajanslarının Türkiye’ye gelmesinin hem avantajı, hem de dezavantajı var. Avantajı, birçok yeniliği rahatlıkla takip edebilmemiz.Dezavantajı ise, ajansa hazır işlerin gelmesi. Yani yaratıcılığı dışarısı yapıyor, siz sadece tercümesini yapıyorsunuz. Ve bu edenle bazı reklam ajansları da monotonlaşıyor. Hazır reklama alıştıkları için, beyinlerini yaratıcılığa pek yormuyorlar.

Pm: Günümüzde, grafik tasarım, metin yazarlığı, web tasarımı gibi sektörle ilgili branşlar çok popüler…
Bu konuda eğitim veren kurum sayısı da çok arttı. Yine de bir çok kişi / kurum kalifiyeli, vizyonu olan eleman bulmak konusunda şikayetçi. Siz bu durumu neye bağlıyorsunuz ?

YB: Tek başına “Reklamcılık” dersi alıp gelen kişiyi ben reklamcı olarak kabul etmiyorum. İki bölüm var,
biri; Grafik bölümü. Bu adamların nereden geleceği belli, bunun üniversitesi var, eğitimden geçip geliyor. Ama pratiği zayıf oluyor, burada yetişiyor. Onda bir problem yok. Ama müşteri temsilcilerine baktığınız zaman, bir sürü kişi “Ben reklamcılık okudum.” diye geliyor. Ben buna inanmıyorum çünkü reklamcılık tek başına olmaz. Reklam, pazarlamanın bir bölümüdür. Yani siz pazarlama bilmeden reklamcılık okursanız, yanlış okuyorsunuz demektir. Grafiğin dışındaki bölümlerde çalışabilmek için, mutlaka marketing okumuş olması lazım.

Pm: TV kanallarının sayısının her geçen gün artmasıyla birlikte, bir reklam cümbüşünün içine gömülmüş
gibiyiz. Ama, çok büyük bütçelerle hazırlanmış, izlediğimizde bizi çok eğlendiren bazı reklamların hangi ürüne ait olduğunu, izledikten 2 dakika sonra unutabiliyoruz. Bu bağlamda, size göre doğru reklam nedir,nasıl olmalıdır? “Yaratıcılık” ve “Hedef kitleyi 12’den vurma” arasındaki denge nasıl sağlanmalı?

YB: Ülkemizdeki reklam yaratıcılığına baktığımız zaman, ağırlıklı olarak Türk motiflerini görüyoruz.
Ayrıca reklamı daha yaratıcı ve akılda kalıcı kılabilmek için de, çok uzun yapıyoruz. Dünyada, otuz saniyeden uzun reklamların sayısı çok azdır. Bizde iki dakika süren reklamlar bile var. Çok etkili oluyorlar ama doğru değil. Hem parayı düşünmek, hem de yayın adedini belirli bir sayıda tutmak lazım. Film uzun olunca, yaratıcı olma şansınız daha fazla oluyor, kısada daha zor. Ama tabi doğrusu, kısa ile vurabilmek.

Pm: Diyelim ki; çok kaliteli olan ama zamanında hatalı lanse edildiği için halk içinde çok kötü bir üne
sahip olan bir ürünün kampanyası sizin elinize düştü. Böyle ürünü kurtarmak için ne yapardınız? Nasıl adam ederdiniz?

YB: Bence kötü slogan yok gibidir. Birinin kötü bir slogan yaratması çok zor ama denk düşebilir, o başka.
Bence iyi ya da kötü kullanılmış sloganlar vardır. Bazı kampanyalarda, adam sloganı yaratıyor ama bir ay sonra etraftan iki tane çatlak ses geliyor diye müşteri kampanyadan vazgeçebiliyor. Bu yanlıştır. Eğer baştan beri siz inanıyorsanız, onun üstüne yürürseniz o iş oturmaya doğru gider. Yanlış bir şey yaptık,başka şey deneyelim, hadi şimdi yine başka bir şey yapalım derseniz çok yanlış olur. Sizin dediğiniz konuya gelince, çok negatif bir imajları varsa her şeyi unutup sıfırdan başlamak gerekebilir. Daha fazla üstüne gitmek bir şey kazandırmaz.

hspace=0


Kanter kamyonları için Nal toplatır. sloganını kullandık. Nal toplatır ne demektir? Geçer, arkadaki bakar kalır demektir. Daha az mazot harcadığını vurgulamak için de, Depo kapağında akrep var. dedik.Biz bu sözcüklerle rakibe vurduk.

hspace=0

hspace=0

Pm: Şirketinizin neredeyse bir asra dayanan tarihine göz atarsanız, yarattığınız en başarılı kampanya sizce hangisiydi?

YB: İki tane önemli müşterimiz var. Bunlardan biri Temsa Grubu. Biz son 18-19 senedir onların reklamını yapıyoruz. Temsa Grubu’na son dört senede çok değişik ivmeler kazandırdık biz. Mesela bir Kanter kamyonu,İsuzu’yu satışta geçti. Bunun sebebi de reklam ve pazarlamaydı. Belirli bazı sözcükler yakaladık.Mesela “Nal toplatır.” diye bir sözcüğümüz var. Nal toplatır ne demektir? “Geçer, arkadaki bakar kalır” demektir. Biz bu sözcükle rakibe vurduk. Daha az mazot harcadığını vurgulamak için de, “Depo kapağında akrep var.” dedik. Ve bu kampanya bizi, Kanter olarak bir üst çizgiye çıkardı ve bu çok önemliydi. İkinci olarak, Can Bebe için kullandığımız “Çişimi ediyom, popom kuru kalı-yo…” sözcüğü ile, ürünü sıfırdan başlatıp, büyük markalara kafa tutan, çok başarılı bir marka haline getirdik. Orada da adım adım gittik.İlk başta on saniyelik çok kısa filmler kullandık. Prima altmış saniyelik filmler yapıyordu. O bir kere altmışı yaparken, ben onunla aynı impact’i yakalayarak, onun altıda biri kadar para harcıyorum. Bu tür oyunlarla, kafa kafaya gittik ve başarılı olduk. Bugün Can Bebe, ikinci sırada oynayan bir oyuncu. Üçüncü bir ismimiz daha var; son altı senedir reklam yapmıyor. Ama bizim yaptığımız bir kampanya ile insanların beyninde yer etti ve hala hatırlanıyor. Mutlu Aküleri için; “Mutluyum, mutlusun, mutlu.” reklamı. Bu sözcük, bir işi en iyi çözebilecek slogan. Mutlu Akü için bundan daha rahat bir slogan olamaz. American Siding’te de bunu yaptık, Müjdat Gezen ile. Sektörün adını yerleştirdik. Herkes Siding’lere “American Siding” demeye başladı. Ve işlediğimiz her markanın da iyi bir çizgisi ve mutlaka devamlılığı oldu.

Pm: Peki, hem Türkiye’ye, hem de dünyaya bakarsak, sizi en çok etkileyen ve “Adamlar yapmış!” dedirten
kampanyalar hangileri?

YB: Dünyada “Vay be!” dedirten kampanyalar, çok para harcanarak yapılan kampanyalar oluyor. Bize gelenler
hep öyle. Mesela son Coca Cola kampanyasına bakın. Adamlar para harcıyor. İnanın, dışarıda böyle bir filmin çekilmesi, milyon dolarların üzerinde paralarla oluyor.

Pm: Şu anda ajansınızda kaç kişi çalışıyor ve görev dağılımı nasıl ?

YB: Kreatif takım 18-19 kişi. Bu grup sanat yönetmeni ve metin yazarlarından oluşuyor. 8 kişilik bir
Account Executive bölümümüz var. Bizim ilginç bir durumumuz var, Media Buying’i de kendimiz yaparız,başka bir şirketle çalışmayız. Onlarda 10-12 kişi civarında. İdari grubumuz, muhasebemiz, şoförlerimiz var bir de.

Pm: İlancılık’ta çalışma sistemi nasıl yürüyor? Brief, yaratıcı ekibin ağına düştükten sonra nasıl bir
tempo başlıyor? Bu süreçten ve kampanya halkla buluşana kadar atılan adımlardan söz eder misiniz?

YB: Burada üç kişilik bir Top Executive grubu var. Çalışma geldiğinde bu grup, Account Executive’leri ve
kreatif grubu toplar, konuyu verir ve çalışmalar önce kağıtta yapılır. Ne yapılacağını ve başlıkları tartışırız. Onaylandıktan sonra uygulamaya geçilir.

hspace=0

hspace=0

Bence kötü slogan yok gibidir. Birinin kötü bir slogan yaratması çok zor ama denk düşebilir, o başka. Bence iyi ya da kötü kullanılmış sloganlar vardır.

Pm: Alanınızla ilgili katıldığınız yarışmalar ve aldığınız ödüller nelerdir?

YB: Zaman zaman Kristal Elma’ya katılıyoruz. Geçen sene, Esem Mat ile Kristal Elma aldık. Zamanında Mutlu
Aküleri ile de almıştık. TRT’den İşbora traktörleriyle birincilik aldık. Dış ülkelerden aldığımız birincilikler oluyor. Avrupa’da Cresta’dan da bazı ödüller aldık.

Pm: Biraz da teknik konulara girelim. Şirketinizde ne tür donanım ve programları kullanıyorsunuz?

YB: Türkiye’deki bütün reklam ajanslarında olduğu gibi, grafik bölümü Mac kullanıyor, diğer bölümler ise PC. Mac’te de bütün yenilikleri takip ediyoruz. Zaten bütün programları kullanmak zorundasınız, çünkü programınız yoksa, dış ülkelerden gelen işleri açamazsınız.

hspace=0

hspace=0


Pm: Photoshop’un en yaygın kullanıldığı sektörlerin başında reklamcılık sektörü geliyor. Photoshop’u işin hangi aşamalarında kullanıyorsunuz?

YB: Artık Photoshop’suz bir iş yapılmıyor. Bu bir realite. Mutlaka, küçük de olsa bir rötuşa, bir düzeltmeye ihtiyacınız oluyor. Photoshop’da bu işin kralı. Geçen sene İGS’yi çekerken, fotomodeli suyun içine yatırdık. Şimdi bu su damlalarını fazlalaştırmanız lazım ya da büyütüp, küçültmeniz lazım. Belli bir kısmını suyun içine soktuğunuz adamın elbisesinin buruşukluğunu gidermeniz lazım. Yani en küçük detaya kadar Photoshop kullanıyoruz.

Pm: Şirketinize Photoshop’un ilk hangi sürümü girmişti, hatırlıyor musunuz?

YB: Tam hatırlamıyorum ama çıktığından itibaren kullanmaya başladık tabi.

Pm: Reklam sektörünün içinden biri olarak sektörün geleceğiyle ilgili öngörüleriniz nelerdir ?

YB: Bu sektör devam edecek, kurtuluşu yok. Ama sektörde bir sıkıntı var; kar marjları çok düşmüş durumda.İkincisi, bazı kuruluşlar reklamdan para kazanmaya gayret ediyor. Misal, bilgisayar şirketleri, Teknosa benzeri kuruluşlar... Bunlar insert yapıyor ve bu insert’ü yaparken, o ürünün resmini koyduğu için her bir ürünün üreticisinden para alıyor. Bu bir reklam kreativitesi olmaktan çıkıp, “Bunu sıfıra nasıl mal ederim?” durumuna dönüşüyor. Bu duruma gelince de her şey en ucuz yerlerde, en ekonomik şekilde halledilmeye başlıyor. Bu da sektörün imajını biraz zedeliyor gibi.

Pm: Peki siz, reklam sektöründe kariyer yapmayı düşünen gençlere neler önerirsiniz? İyi bir reklamcı
olabilmek için ne yapsınlar?

YB: Eğer grafik bölümünde çalışmayacaklarsa, mutlaka İşletme okumalarını tavsiye ederim. İşletmenin içinde reklama ağırlık versinler ama reklama ağırlık verirken ekonomi ve araştırma derslerine de eğilsinler ki, işe başladıklarında geniş bir spektrumları olsun. Çünkü müşteri tarafındaki marketing’ciler çok kuvvetlidir. Onlarla başa baş çarpışa-caklarsa, onlar kadar eğitimli ve bilgi sahibi olmaları şart. Yoksa müşteri tarafından fena halde ezilirler. Bu çok önemli bir noktadır. Grafik bölümüne bakarsak; mutlaka staj yapmaları lazım. Okuldaki birinci senelerinin sonunda, stajyer olarak bir yerlere balıklama girsinler. Zorlasınlar ve mutlaka bir yerde çalışsınlar.

Pm: Son olarak, Photoshop magazin okuyucularına bir mesajınız var mı?

YB: Photoshop magazin dergisini, Photoshop adıyla kabullensinler ama bunun içinde reklam ve tasarım sektörüne yönelik bilgilerin de olduğunu görsünler. Ve de gelişmelerin, yeniliklerin takip edilebileceği bir dergi olduğunu bilsinler. 

Röportaj: Eylül Ganiz
Hazırlayanlar: Merve Gez, İpek Arslan

 

July 2006

 


Sektörel Photoshop