Photoshop Magazin
 


ivan Chermayeff ile Ali Şener Röportajı

01 June 2006 | Sayı: Jun 2006
 
1 2 3 4 5
 

hspace=10Mobil, NBC, Showtime, National Geographi Chase, Arçelik, Koç Holding... Tüm bu iyi bildiğimiz kurumların kimlikleri, yani logoları dünyaca ünlü, New York'lu Chermayeff & Geismar Studio tarafından geliştirildi. Ivan Chermayeff ve Tom Geismar tarafından 1956’da kurulan disiplinlerarası bu tasarım firması, grafik tasarımın öncülerinden sayılıyor. Koç grubundan pek çok farklı kurumun kimlik çalışmalarını yürüten bu dev tasarımcı, büyük bir alçak gönüllükle bizleri kırmadı; Tüpraş ve Yapı Kredi projeleri için İstanbul'da bulunduğu geçen günlerden birinde dergimize gelerek, üç saat süresince bizlerle birçok konuda söyleşti ve deneyimlerini paylaştı.


Bizim alanımızda her tür müşteriyle çalışma fırsatınız oluyor. Ülke farklılıklarından çok, müşteri beklentilerinde farklılıklar oluyor. Bu yüzden de esnek olmanız, ne yaptıklarını, isteklerini ve amaçlarını iyi anlamanız, doğru soruları sorup, doğru yanıtları sunmanız gerekiyor.

Ali ŞENER: Buraya kadar bizi kırmayıp geldiğiniz için çok onurlandık. Boş vaktinizi bize ayırdığınız için ne kadar teşekkür etsek azdır.
Ivan Chermayeff: Ben sizleri tanımaktan çok memnun oldum. Türkiye'de grafik tasarım alanında neler olduğu konusunda hiçbir fikrim yoktu, tasarımcılarınızla da tanışmamıştım daha önce. Genellikle kısa süreli ve iş amaçlı geliyorum İstanbul'a. Derginizi görünce ve amaçlarınızı öğrenince, çok ilgimi çekti. "Ne kadar genç ve azimli bir ekip" dedim kendi kendime.

PM:
Türkiye’deki firmalarla çalışmayı diğer ülkelere oranla nasıl buluyorsunuz?
IC: Bizim alanımızda her tür müşteriyle çalışma fırsatınız oluyor. Ülke farklılıklarından çok, müşteri beklentilerinde farklılıklar oluyor. Bu yüzden de esnek olmanız, ne yaptıklarını, isteklerini ve amaçlarını iyi anlamanız, doğru soruları sorup, doğru yanıtları sunmanız gerekiyor. Örneğin Chase Manhattan Bank logosunu yeniden tasarlarken 9 örnek hazırladık, ve inanın hepsi diğeri kadar iyiydi. Hangisinin olacağının hiçbir önemi yoktu gerçekten. Bunu uygulayıp da imajlarını değiştirmek tam 17 yıllarını aldı. Mühim olan hareketliliği, orijinalliği bu sade sembolde verebilmekti. Mobil Oil logosunu yaptık, ve biz Connecticut'ta bir istasyonu yapmaya çalışırken, Japonya'daki istasyonların hepsi değişmişti bile. Onlar çok hızlılar anlayacağınız.

PM: Koç logosunu yaparken nasıl bir yaratıcı süreç izlediniz?
IC: Diğer işlerimizi gördüyseniz, bizim hep sadelikten yana olduğumuzu anlamışsınızdır. Sadelik, direktlik ve modernlik bizim stilimizi oluşturuyor. Bir logo senelerce o firmayı temsil eden, kalıcı bir imajdır. Kolay algılanması, akılda kalması ve firmayı iyi tanıtması gerekir. Bu yüzden de firmalar imajlarını çok kolay değiştirmezler. Ancak firmada bir değişim süreci yaşandıysa ya da yıllar geçip de artık demode kaldıysa bu değişikliğe giderler. Tabii bu geçişi de en yumuşak biçimde yapmak için, en doğru imajı seçmek ve onu tüm uygulama alanlarında aynı anda değiştirmek gerekir.

 

hspace=10PM: Peki sizce Arçelik logosu neden değiştirildi?
IC: Arçelik'in ilk logosu çok maskulin bir yapıdaydı. Ben tam 7 yıl boyunca ne kadar kötü bir logo olduğunu anlatmaya çalıştım. Oysaki düşünmedikleri şuydu, tüm bu ev aletlerinin gerçek alıcısı kadınlar. Evet, biraz da eskimişti artık. Yeni çıkan markalarla yarışabilmek için, yeni çıkardıkları ürünleri yansıtacak modern ve feminen bir imaja gerek vardı. Arçelik "saf çelik" demekmiş, ve bunu yumuşatacak ve yansıtacak bir imaja ihtiyaçları vardı. Bu imajın aynı zamanda ürünlerin ihraç edildiği diğer ülkelere de karakteriyle uyması gerekiyordu. İşte logo ve yazı karakteri böyle ortaya çıktı. Başarılı da oldu. Tabii tüm bu kampanyanın başarılı olmasında "Çelik" karakterini bulan reklamcı Serdar Erener'in de katkısı var.

PM:
Türkiye'de Koç grubu dışında başka firmalarla çalıştınız mı?
IC: Aslında yalnızca Koç ve onların bağlantılı olduğu firmalarla çalıştık. Onlar bize tüm bu yıllar boyunca bağlı kaldılar, ve oldukça çok iş yaptık. Bunlar arasında Kıraç Vakfı ve onların Pera Müzesi, Koç Üniversitesi gibi kuruluşlar var. Şimdi de Tüpraş ve Yapı Kredi Banka'sını devraldılar. Bu konuda da çalışmalarımız sürüyor.

PM: Türkiye'deki tasarımcıları tanıyor musunuz?
IC: Doğrusunu isterseniz Türkiye'ye 1971’den beri gelmeme rağmen pek tanımıyorum. İş için ve kısa süreli geldiğim için pek fırsat olmuyor. Tek bildiğim bir çok tasarım okulunuz ve tasarımcınız olduğu. Ancak bu kadar çok tasarımcıya ihtiyaç var mı, iş bulabiliyorlar mı bilmiyorum. Bu ABD için de geçerli; son duyduğuma göre her yıl 6500 grafik öğrencisi mezun oluyormuş. Aslına bakarsanız, çoğu mezuniyetten sonra başka işler yapmak zorunda kalıyorlar. Teknolojinin de gelişimiyle, bu kadar çok tasarımcıya gerek kalmadı.

PM: Kurumsal kimlik çalışmaları sırasında, kılavuz hazırlarken Türkçe mi hazırlanıyor, ve de Türk firmalar için farklı biçimlerde mi hazırlanıyor?
IC: Her proje için kılavuz gerekmeyebilir doğrusu. Ama Koç Grubu için hazırladıklarımız İngilizce hazırlandı, ve sonra Türkçe'ye çevrildi; umarım doğru çevrilmişlerdir :-)). Farklı ülkeler için kurallarda bir fark yok. Bu kılavuz logonun renklerini, ölçülerini, farklı kullanım alanlarında nasıl ve ne boyutlarda kullanılacağını gösteren kitapçıklardır; bu da her yerde aynıdır. Ama bazı projeler için bir kılavuz gerekmezken, büyük ve uluslararası firmalar için oldukça büyük ve kapsamlı kılavuzlar hazırlamak zorundasınız. Örneğin Mobil'in kılavuzu neredeyse bu masa uzunluğundaydı. Tankerlerin üzerine bile nasıl uygulama yapılacağını, birçok dilde hazırlamak durumundaydık.

hspace=0

PM: Sosyal sorumluluk konusunda çalışmalarınız oluyor mu? Örneğin bir firma sizden kurumsal kimlik yanında bu tür projeler de geliştirmenizi istiyor mu?
IC: Bağımsız olarak her zaman yapıyoruz. Bunu kar amacı olmadan yapıyoruz, o tip talepler geldiğinde. Bir de ben sanat yaparken, kolajlarımda yapıyorum. Ama ticari olarak çalıştığımız firmalar böyle taleplerde bulunmazlar, çünkü biz reklam ajansı değiliz, ve bu tür projeler firmaların halkla ilişkiler bölümlerini ilgilendiriyor. Biz bir tasarım stüdyosuyuz.

 

hspace=10
PM:
Kendinizi grafik tasarım alanında trendsetter, yani moda belirleyici olarak görüyor musunuz? Firmalar sizi bu yüzden mi tercih ediyor?
IC: Kesinlikle. Örneğin PanAmerican Havayolları’na yaptığım katkı logodan fazladır; adlarını PanAm olarak değiştirmelerini sağladım. İsimleri çok uzundu, ve 5 harfli bir ismin ve logonun çok daha etkili ve tasarlanması kolay olduğuna ikna ettim onları. Uzaktan uçakların üstünde okunması kolay oldu, hafızalara yer etti. Bunun için biraz daha mı fazla kazandınız derseniz, hayır tabii ki. Ödül vermiyorlar insana bu ekstralar için. Kısacası biz imaj değiştiriyoruz ve firmaların daha iyi tanınmalarını sağlıyoruz.

PM:
Peki, işinizi seviyor musunuz, bir daha doğsanız yine tasarımcı mı olurdunuz?
IC: Evet, kesinlikle. Dünyada başka bir meslek var mı; hem bu kadar çok şey öğreneceksiniz, yaratıcılığınızı ortaya koyacaksınız, hem de bunun karşılığında para alacaksınız. Herkes okullara gidip, bir sürü para döküyor öğrenmek için, her sene yeni dersler alabilmek için. Biz yaptığımız projelerle öğreniyoruz.

PM:
Bilgisayarlarla aranız nasıl? Ne zaman kullanmaya başladınız?
IC: Çıktıklarından beri kullanıyorum mecburen. İşleri çok kolaylaştırdılar tabii. Ama ben yine de tasarlarken klasik metodları, yani kalem ve kağıdı tercih ediyorum. Artık zaten uygulamaları yardımcılarımız yapıyor.

PM: Firmanızda kaç kişi çalışıyor?
IC: Bir sene önce küçülmeye karar verdik; şu anda 7 kişiyiz. Geçen seneye kadar 30 kişilik bir ekibimiz vardı, ve sergi tasarımı projeleri yoğunluktaydı. Bunlar geniş kapsamlı ulusal ve uluslararası sergilerdi; dolayısıyla çok yoruluyorduk ve toplantılar arasında çalışmak zorunda kalıyorduk. Herkesi ve her şeyi idare etmek çok zordu. İnanın 7 kişiyle çok daha efektif hareket ediyor, daha iyi işler çıkarıyoruz. Bu yüzden sergi tasarımı projeleri almıyoruz artık; yalnızca yapmak istediğimiz şeyleri yapıyoruz. Bunlar arasında motion graphics, yani hareketli grafikler de yer alıyor. Şu anda da bir belgesel için grafikler yapıyoruz. İran Körfezi'nde bulunan bir ABD uçak gemisi ile ilgili bir film bu; çok büyük bir proje. Bizim ekibimizden Sagi Haviv bu işi yürütüyor,ve gerçekten çok hızlı ve başarılı bir tasarımcı.

PM:
Tasarımcı olacak okurlarımıza neler önerirsiniz?
IC: Ben çok konuşurum, bir de çizerim. Düşünceleri ortaya koymanın en iyi yolu çok çizmek ve bunu geliştirmektir. Bir de teknolojiyi günbegün takip etmek, ayak uydurmak gerekir. Çok çalışmak ve iyi bir özeleştirici olmak da lazım. Her yaptığınızı beğenmemeli, kötü olanı atmayı bilmelisiniz. Birlikte çalıştığınız insanları iyi seçip, onlara güvenebilmelisiniz. Ancak o zaman iyi işler çıkarabilirsiniz.

PM:
Pekiyi, çok teşekkür ederiz. Bugün artık başka bir işiniz yoksa sizi balık yemeye davet edebilirmiyiz?
IC: Toplantılarım yarın başlıyor; dolayısıyla bugün boşum. Tabii, seve seve gelirim.

PM:
Cibali Balıkçısı'na ne dersiniz? Ne tür balık seversiniz?
IC: Hiç farketmez, ben size uyarım her tür balığı da yerim.

PM: Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

 

hspace=0

hspace=0

hspace=0

 

 

June 2006

 


Röportaj