Photoshop Magazin
 


Fotoğrafın anlam sorunu

01 June 2006 | Sayı: Jun 2006
 
1 2 3 4 5
 

hspace=0


Fotoğrafın izlenebilir nitelikler kazanmasına yol açan şey, bakışın tekniğe egemen olmasıdır. Çünkü bilgisayar programları, fotoğrafın varlık nedeni değil, onu yaygın bir paylaşıma taşımanın araçlarıdır.Görüntülerin anlam serüveni mağara dönemine değin uzanır. Anlamanın ve algılamanın en kestirme yolu olan görme aracılığı ile insanoğlu; tarih boyunca bilgilenme, öğrenme ve davranış sergileme olanağına kavuşurken, aynı zamanda edindiği birikimleri biz torunlarına aktarmaktan da vazgeçmemiştir. Sanat eserlerinin varoluş nedeni, onların bir dil olmasını sağlayan özel birtakım anlam değerlerine sahip bulunmasıdır. Sanatın dili dolaysızdır, paylaşımcı, katılımcı ve öğretici niteliklerle bezelidir. Bu bakımdan yapıtların öncelikli hedefi, insanları ve onların dünyasını oluşturan iç tepkilere yanıt verebilmesidir. Bizi sanat yapıtıyla buluşturan, yapıtın inandırıcı özelliklere sahip olduğu bağımsız bir ifade barındırma yeterliliğidir. Rönesans dönemi resim sanatı, görsel inandırıcılığı öyle boyutlara taşımıştır ki, papalığın ve kiliselerin herkesten daha fazla sanatın koruyuculuğuna soyunması boşuna değildir. Görüntü gerçekliğinin bugün temsil sanatlarının arkaik dönemindeki amaçlarına dönüş yapması gerçekten ziyade, mitoloji, din ve söylenceleri temel alması, bu amacı benimseyenlerin haksız olmadıklarını göstermektedir. Bunu sağlayan da gelişen teknoloji ve çok boyutlu görüntü programları desteğidir.

Fotoğraf çağı gerçeklik çağıdır. Ve aynı zamanda nesnel dünyanın enine boyuna deşifre edildiği, bilimsel çalışmaların görüntülerden hak ettiği biçimde yararlandığı bir süreçtir. Günümüzde yoğun olarak tartışılan fotoğraf nesnelliği ile nesnel olanın fotoğrafik görüntüsü modern çağın dayandığı temel ölçütler olarak birbirleriyle bir çatışma içine girmişlerdir. Modern çağ, insan ile onun gerçekliği arasında kurduğu mesafeyi tarihin tüm çağlarından da fazla önemseyerek; barışı, demokrasiyi, çevreyi, ırkçılığı, evrenselliği ve yaratıcılığı en üst seviyeye taşımıştır. Fotoğraf, anlamı anlatım diline inandırıcı biçimde yakınlaştıran bir alandır. Öyle ki görüntü nesnelliği ile gören göz arasındaki bağı kavramak için fazla yetkin olmaya gerek yoktur. Çünkü her fotoğraf başlıbaşına bir gerçekliği ve özerk anlamını birarada barındırır. Gerçekliği fotoğra-fik dilde çekici kılan da, anlamın gerçeklikten bağımsız bir nitelik kazanabilmesidir. Fotoğrafta görsel anlamı insanların jest ve mimikleri ile nesnelerin çekici özellikleri güçlendirebilir. Öte yandan ışığın forma kazandırdığı özgün nitelikler ve elbette bakışların davetkar karşılıklar bulmasını da gözden uzak tutmamak gerekir.

Fotoğraf, görsel bir etkinlik olarak çerçevede bütünlüklü görünmeyen, kesintili ve tecrit edilmiş anlamları önemsediği için hareketli görüntülerden (sinema) büyük oranda ayrışır. Anlamını bilinçaltının olay ve olgularıyla buluşturarak bir bakıma sürreal bir etkilenmeye bizi taşımayı ilke edinir. Fotoğraf geçici nitelikler gösteren zamanın geçiciliğine engeller koyduğu için, görsel göstergelerden ziyade zamanın anlamını ön plana çıkarır. Yani, zaman denilen sonsuzluğu, anlam kategorileriyle buluşturarak, bizi onun gizemli hspace=10boşluklarına hapseder. Bugün teknolojiye büyük oranda teslim olan fotoğraf, teknoloji sayesinde var olmakla beraber, onun anlam değerleri ile buluşmaya daha istekli görünmektedir. Her fotoğraf başlıbaşına bir etkinliktir. Ve görüntü çerçevesi bize kendinden sorumlu bir içerik sunar. Fotoğraflar yaşanmış olanın birer prototipi hatta protezidir. Görmeye yardımcı olduğu için fotoğrafların anlamı, gösterilenlerle anlatılanların kesişme noktasında ortaya çıkar. Bu bakımdan; şok, gizem, sürpriz ve şaşırtmaca ögeleri fotoğraflarda daima büyük rağbet görmektedir. Fotoğraf neleri içerirse içersin, sonuç itibarıyla bize insani ilişkiler düzenini ve hayatı anlatır. Aslında anlamın anlatılanlarla olan organik ilişkisi her zaman çekici sonuçlar ortaya koymaz.Bu da fotoğrafçının konusuyla olan bağlarının güçlü kurulmadığını gösterir. Bir görüntünün anlamı, dışsal göstergeler üzerine inşa edilen iç tepkilerden oluşmuştur. Sanal dünya, iç tepkileri biçimlendirecek görsel çeşitliliği büyük oranda kolaylaştırmıştır. Ve bugün kendi görüntüsünü inandırıcı kılacak program çeşitleri sunarak, görsel anlatımı bir anlamla taçlandırmayı başarabilmiştir. Görüntülerin çözümlemesini yaptığımızda yaratılmış an’ların mı yoksa gerçeklik temelli imajların mı önem kazandığı bir kafa karışıklığı yaratsa da, bu, bilgisayar ortamının hayal gücümüzün anlam sınırlarını ne denli geliştirdiğini görmemize engel değildir.

Fotoğrafların anlam katmanlarını oluşturan zaman, mekan, ışık, renk ve içerik ögelerinin bilgisayar ortamında büyük oranda müdahaleye uğradığı açıktır. Teknoloji desteği, gerektiği gibi kullanılmasa, fotoğrafta anlamın teknolojik-leşmesi kaçınılmaz olacaktır. Gösterilenler ile algılananların buluştuğu noktada, teknolji tarafından belirlenen anlam değerleri, imgesel biçimlere indirgenmiştir. Bir yapıtın anlamını, teknolojik sloganlara dönüştürmemek gerekir. Bu, birbirine tıpatıp benzeyen, sıkıcı ve klişe görüntüleri, kaçınılmaz bir biçimde çoğaltmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Sonuç olarak, geleneksel sanatlar mekanik yolla çoğaltılmadığı için, yapıtın gizemi ve atmosferi kendi çerçevesi ile sınırlı tutulmuştur. Oysa mekanik uygulamalar ve günümüzde sanal yolla yapılan çoğaltmalar sonucu bu atmosferin ve anlam çeşitliliğinin sınırları daha genişlemiş görünüyor. Fotoğraflar teknik yolla elde edilmekle birlikte, tekniğe ait şeyler değildir. Onları görsel temsil geleneğinin devamı olarak görmek gerekir. Fotoğrafın izlenebilir nitelikler kazanmasına yol açan şey, bakışın tekniğe egemen olmasıdır. Çünkü bilgisayar programları, fotoğrafın varlık nedeni değil, onu yaygın bir paylaşıma taşımanın araçlarıdır.

 

June 2006

 


Fotoğraf Kuramı