Photoshop Magazin
 


Tasarım bir problem çözmektir: Hatice Çoban

01 May 2006 | Sayı: May 2006
 
1 2 3 4 5
 

hspace=0


Hatice Çoban, endüstriyel tasarım alanında dünyadaki gelişmeleri yakında takip eden, vizyonist bir tasarımcı… Ama belki de en önemli yönü, konuya sadece estetik bir gözle değil, üretici ve tüketici gözüyle de bakabilen bir tasarımcı olması.

Photoshop Magazin: Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz ?
Hatice Çoban: İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nde 1996-2000 yılları arasında eğitim gördüm. 1999'dan itibaren Artema'da Ürün Geliştirme Uzman Yardımcısı olarak çalışmaya başladım. 3. sınıfın sonunda Eczacıbaşı’ndan böyle bir teklif gelmesi ile tasarım hayatımdaki ivme hızlı bir artış gösterdi. Son sınıfta iş ile okul projelerini paralel  yürütmeye çalıştım. Çok yoğun ama verimli bir dönemdi benim için. Öğrenci iken tasaladığım Juno armatür ve aksesuar serisi, Artema'da hala üretilen ve bir çok iç mimarın beğeni ile kullandığı ürünlerdendir. Artema ile dört buçuk sene süren keyifli bir çalışmamız oldu. Dört buçuk seneden sonra, Tasarım Yöneticisi olarak T-Design'da banyo ve mutfak haricinde son kullanıcıya yönelik bir çok farklı ürün tasarlama fırsatı buldum. 2005 Ekim ayında Arhan Kayar ile birlikte çalışmaya başladım dDf’te “Dream Design Factory” Tasarım Koordinatörü olarak.

PM: Sizin endüstriyel tasarımcı olmayı seçmenize neden olan neydi?
HÇ: Bizim evde zaten mimari tasarım, bina tasarımı konuşuluyordu. Mimarlığa giden bir eğitim sürecindeyken tasarım ile tanıştım ve benimle daha çok örtüştüğünü düşündüm. Meslek seçiminde girdiğim testler de beni tasarıma yöneltti. 3 boyutlu düşünme yeteneğim ve matematiğim çok iyiydi.

PM: Tasarım anlayışınızdan bahseder misiniz ?
HÇ: Benim genel tasarım yaklaşımım form fonksiyonelliği izlemeli. Formu çok ön planda olan, insanları ve mekanları yoran tasarımları sevmiyorum. “Mimarlık bina yapmak değildir, insanların nefes alacakları boşluklar yaratmaktır.” demiş bir mimar. Tasarımda insanların rahat edeceği, kullanmak için çaba sarfetmeyeceği, insanla uyumlu objeler yaratmak. Benim genel yaklaşımım; yeni teknolojileri takip ederek insanlara maksimumu minimumda vermek.
Tasarım sürecinizi anlatır mısınız, hangi aşamalardan geçiyor ve son halini alıyor ?
Tasarım süreci, egolarınızı kenara koymakla başlıyor bence; tasarladığınız ürünün sizi değil, tasarladığınız firmayı yansıtması gerçeğini kabul etmekle başlamalısınız. Müşterinin ne istediğini algılamakla ve neye ihtiyacı olduğunu anlamakla da devam ediyor. Sizin onu bazı sorular sorarak çok iyi algılamanız gerekiyor. Çünkü en başta müşteriyi iyi algılamazsanız, ne istediğini iyi sindiremezseniz yaptığınız şey hiçbir zaman onun ihtiyacını çözmez. Tasarım bir problem çözmektir aslında. Tasarıma şu anda çok yatırım yapılıyor, en büyüğünü de biz yapıyoruz dDf olarak: “İstanbul Design Week”. Bunun içinde firmaları endüstriyel tasarım, elektronik, iletişim, aydınlatma, mobilya vs. şeklinde sektörlere ayırıyoruz. Mesela mobilya dediğimizde, tabi ki tasarım yapan mobilya firmaları olacak. Üreten, boşluk dolduran, bir şeyleri arayan insanlar bizim için önemli. Geçen senenin üzerine birçok şey katıyoruz, her sene büyüyor. Uluslararası olmak gibi bir hedefi var. Bunun için birçok yabancı firma ve dış basın da davet ediliyor. 6-10 Eylül arasında, eski Galata Köprüsü'nde olacak.


hspace=0


   JUNO: Armatür ve Aksesuar Serisi

hspace=0

Benim genel yaklaşımım; yeni teknolojileri takip ederek insanlara maksimumu minimumda vermek.

hspace=0PM:
Özellikle kullanmaktan hoşlandığınız materyaller var mı?
HÇ: Bu tamamamen ürünle ilişkili bir şey olduğu için; gelen ürün talebine ve maliyetlere göre seçiyorum malzemeyi. Malzeme dediğimiz şey başka bir dünya... yeni, keşfedilmeye hazır ve farklı kullanımlara açık. Her ürüne yakıştırdığımız bir malzeme var ve alışık olunmadığı tarzda kullanıldığında bile şaşırtmak için yeterli. Tasarımcı olarak sanırım yapmaktan en keyif aldığım şeylerden biri bu. Malzemeleri ve üretimi zorlamak gelişim ve vizyon açısından önemli. Şu anda birçok tasarımcı da bunu yapıyor. Eğer seri üretim yapıyorsanız tabi ki kalıba yönelik malzemeler seçmek zorundasınız. Corian malzemesini herkes lavabo ve küvette kullanırken ben armatür ve akesuarlarda kullandım, prototip aşamasında kaldı, henüz seri üretime hazır değil sanırım. Ron Arad ve Zaha Hadid’in Corian için yaptığı çalışmaları çok beğenmiştim, malzemenin özelliklerine konstantre olmuşlardı ve çok etkileyiciydi.

PM: Çalışma ortamınızı anlatır mısınız, nasıl bir ortamda, hangi şartlarda çalışmaktan hoşlanıyorsunuz?
HÇ: Keyifli bir ortam olması gerekiyor. İnsanların paylaştığı, zevk aldığı, canlı ortamları seviyorum. Çalıştığımız iş paylaşımı, takım çalışmasını, etkin iletişimi ve interaktif olmayı gerektiriyor. Çünkü o şekilde projeler daha değerli oluyor. Biz mümkün olduğunca ekiple biraraya gelip, üzerinde tartıştığımız için ürün geliştirme hızımız sürekli artıyor.

PM: Bir tasarımcı olarak kendinizi nasıl besliyorsunuz?
HÇ: Ben iyi bir fuar izleyicisimdir. Sektörel ve tasarım fuarlarını kaçırmamaya çalışıyorum. Dünya üzerindeki bir çok tasarımcıyı ve firmayı aynı çatı altında en iyi buluşturan yer Milano; bir hafta boyunca ben orada gerçekten tasarım yiyorum, tasarım içiyorum, tasarım kokluyorum ve tasarım konuşuyorum. Milano benim bir haftada tasarım yorumladığım, trend tahminlerimi karşılaştırdığım ve gerçekten beslendiğim bir yer. Frankfurt, Paris ve tabi ki Londra “%100 Percent Design” 15-30 Eylül 2006’da yani İstanbul Design Week’ten hemen sonra. Bir çok tasarımcının ve tasarımcı adayının günümüzde kendini internetle sınırladıklarına inanıyorum. Fotoğraflara bakarak objeleri, nesneleri, tasarım trendlerini sindirmeniz çok kolay değil. İnternet, dergiler, kitaplar var ama en önemlisi etrafımda tasarım yapan, konuşan, yazan tasarımcı arkadaşımlar var, onlarla bilgi paylaşımı yapıyoruz.

PM: Ülkemizde ve dünyada başarılı bulduğunuz isimler nelerdir?
HÇ: Marc Newson, Naoto Fukasawa, Ronan ve Erwan Bouroullec kardeşler, Ross Lovegrove, Tom Dixon, Ingo Maurer etkilendiğim tasarımcılar arasında. Gerçi hepsi de popularitesi yüksek isimler ama düşününce ilk akla gelenler.

hspace=0

hspace=0

PM: Çalışmalarınızın öncesinde eskiz çiziyorsunuz sanırım, elde mi bilgisayarda mı çiziyorsunuz?
HÇ: Önce elinizle çizip formu çok iyi sindirmeniz gerekiyor. Eskiz, olmazsa olmaz şartlardan biri. Tabi ürünü ve projeyi sindirdikten sonra, iki üç eskizle de yapabiliyorsunuz. Yakalamaya da bağlı ve her geçen sene daha hızlı yakalıyorsunuz. Tasarımcı olarak belli bir tecrübeye geldikten sonra bir şey çiziyor ve “işte bu” diyorsunuz. Karar verdiğiniz birkaç alternatifi müşteriye sunuyorsunuz ve birlikte karar veriyorsunuz tabi ki yönlendirmeyle. Photoshop'ta düzenleyip son haliyle sunum haline getiriyorsunuz. Konsept tasarımı ürün geliştirme sürecinin en önemli adımlarından biri; her projenin bir konsepti olmalı.

PM: Şu anda Türkiye'de endüstriyel tasarım alanında faaliyet gösteren pek çok isme rastlıyoruz, bu her zaman böyle miydi yoksa son yıllarda bu alana bir yöneliş ve tasarımcılara bir talep artışı mı var ?
HÇ: Birkaç sene öncesine kadar sadece birkaç okulda varken; şu anda bir çok okulda tasarımla ilgili bir bölüm var. İletişim tasarımı, ürün tasarımı, reklam, grafik tasarımı gibi bölümler artıyor çünkü talep artıyor. Niye ? Bugün firmaların ürüne, tasarıma, tasarımcıya olan bakışları değişti. Bir de tasarım, çağın meslekleri arasında gösteriliyor. Futurologlara sorduğunuzda, dünyadaki ilk beş meslek arasında tasarım var. Tasarım insanların umut ışığı olarak gördüğü mesleklerden biri. Popüler mi? Evet, kesinlikle şu anda çok popüler bir meslek. Londra'da “Tasarımcıyım” dendiğinde Tanrı gibi bakıyorlar insana, çok farklı bir bakış açısı var. Türkiye'de henüz o oturmadı.

PM: Endüstriyel tasarımda şu anda dünyada geçerli trendler nelerdir?
HÇ: Ready Made akımının popüler olduğunu düşünüyorum, Milano’da her geçen sene bu başlık altında yapılan çalışmalar artıyor… profesyonellerden öğrencilere kadar. Yeni üretimler yapıp doğaya ve çevreye zarar vermektense hazır üretimler yani tasarımlara dönüştürme projeleri yapıyorlar. Milano'da Brezilyalı bir grup tamamen çöplerden tasarım yapmış. Bu insanları etkileyen bir şey, böylece objelere farklı bir gözle bakılması sağlanıyor. Teknoloji de bence önemli. Whirpool’ın bir ürününe bakarsak, herhalde ileride hayatımızda olmazsa olmaz ürünlerden biri olacak. Bir giysi dolabı düşünün, yazın kıyafetlerinizi serin, kışın da sıcak giyebilmeniz mümkün ya da kullandığınız parfümü oraya insert edebiliyorsunuz ve parfümlü gibi bir seçeneğiniz oluyor. Aslında üretim teknolojisi için ekstra bir yenilik getirmiyor ama gerçek bir life style konsepti bence.
 
PM: Mesleki kariyerinizde, sizin tasarım anlayışınızı etkileyen, şekillendiren gelişmeler neler oldu?
HÇ: Farklı bir sektöre, farklı bir firmaya geçmek. Uzun yıllar yapı sektörüne ürün tasarladım, daha sonra “Comsumer Electronic” tasarladığımda çok daha farklı bir yaklaşım gelişiyor. Bu, kullandığınız programları bile etkiliyor, örneğin Photoshop’ta yeni ürünler ve yeni malzemeler için farklı tool’ları keşfediyorsunuz.

hspace=0

hspace=0

Bir insan eğer tasarımcı olmak istiyorsa, üç boyutlu düşünme yeteneğine sahip olmalı, analitik ve hızlı düşünebilmeli.

hspace=0PM:
Bilgisayar olarak şu an kullandığınız konfigürasyon nedir?
HÇ: Sony Vaio laptop kullanıyorum, evde de farklı bir versiyonu var.

PM: Photoshop kullanıyor musunuz?
HÇ: Tabi ki. Her şey için. Çok aktif kullanıyorum.

PM: Ne zamandan beri kullanıyorsunuz, ilk kullandığınız versiyon hangisiydi?
HÇ: 1999'da Artema'da kullanmaya başladım. Photoshop 4.0 ile başlamıştım.

PM: İşinizin hangi aşamalarında Photoshop'u kullanıyorsunuz?
HÇ: İşin hemen hemen tüm aşamalarında kullanıyorum. Sunum aşamalarında ve genelde 3D tasarım yaptıktan sonra, tasarım müşteriye sunulmadan önce mutlaka Photoshop'tan geçiyor.

PM: Kullandığınız diğer programlar nelerdir ?
HÇ: Artema'dan beri “Pro Engineer” kullanıyorum. CAD CAM programı. “Corel Draw” kullanıyorum ve render için “3DS Max”'i tercih ediyorum. Basit modellemelerde de “3DS Max” kullanıyorum ama işin gerçekten sonucunu görmek istiyorsam “Pro Engineer” tercih ediyorum. dDf’te tasarım projelerini yönettiğim için bu aralar en çok kullandığım program “Photoshop”.

PM: Bir endüstriyel tasarımcı olarak yakın ve uzak gelecekle ilgili öngörüleriniz nelerdir?
HÇ: Türkiye'de tasarımın önü çok açık. Avrupa'ya göre önemli avantajımız çok iyi bir genç nüfusumuzun olması. Gençler tasarıma eğilimli ve daha bilinçli bir nesil geliyor, hocalarımız da artık daha bilinçli. Bizim zamanımızdaki şartlarla şu anki şartlar gerçekten çok farklı. Artık üniversitelerimiz Milano'daki tasarım haftasına katılıyorlar. Gözümüzü masadan kaldırdık, etrafımıza bakıyoruz ve neler olduğunu takip ediyoruz, etmek de zorundayız. Bir tasarımcı olarak sorumluluğumuz bu; sen burada çok iyi bir şey yaptığını zannediyorsundur ama başka bir tarafta o üretiliyor olabiliyor.

PM: Özellikle üstünde çalışmayı hayal ettiğiniz bir ürün, ürün grubu ya da konsept var mı?
HÇ: Endüstriyel, üretilebilecek tüm projeler bana keyif veriyor. Banyo sektörüne çok çalıştım ve bugün o sektöre tekrar dönüp daha farklı bir bakış açısıyla bakabilirim. Yine banyo sektöründeki ürünler tasarlamak isterim.

PM: Tasarladıklarınız içinde sizin gözdeniz hangisi?
HÇ: Endüstriyel tasarım olarak ilk hayata geçen projem olduğu için Juno serisini çok seviyorum. Juno, Neo-klasik tarzda, modern bir yaklaşımdı. Modüler tasarladığım bir üründü. Volan kolları modüler ve farklı malzemeler kullanılarak ürün kimliği customize olabiliyor.

PM: Endüstriyel tasarım eğitimi almak isteyen bir kişinin bilmesi, sahip olması gereken özellikler, yetenekler neler olmalı? Mesela bunun içinde çizim yeteneği ne kadar önemli?
HÇ: Eskizlerinizin, düşündüğünüzü anlatması yeterli. Bir insan eğer tasarımcı olmak istiyorsa, üç boyutlu düşünme yeteneğine sahip olmalı, analitik ve hızlı düşünebilmeli. Tasarımcılar çok yönlü olmalı. Sosyal, kültürel olarak geliştirmeli kendini ve gelişime açık olmalı. Zaten okullardaki tasarım eğitimi de bunu vermeye çalışıyor.

PM: Endüstriyel tasarım'ın alanına tam olarak neler giriyor; örneğin post-it, yüzyılın önemli icatlarından kabul ediliyor, o bir endüstriyel tasarım mıdır?
HÇ: O da bir endüstriyel tasarımdır tabi ki. Burada bir problem çözülüyor aslında ve bu bir tasarımcının düşüneceği bir şeydir. Birine not bırakmak istediğinizde, o notu nasıl bırakacağınız çok önemli ve o noktada endüstriyel tasarımcı devreye giriyor. Bunun bir çok çözümü vardır, bugün dijital olarak not bıraktığımız üniteler tasarlanıyor. Problem çözüldüğü sürece bir tasarımcı çözmese bile, bu onun bir tasarım olduğu gerçeğini değiştirmez.

PM: Photoshop Türkiye’de yakın zamanda sadece Türkçe olarak satılacak, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
HÇ: Müşteri odaklı olmak diye buna derim. Aslında İngilizce birçok kavram artık oturdu. İngilizce bilmeyen insanlar bile programları rahatlıkla kullanabiliyor. “Program İngilizcesi” diye bir kavram oluştu. Ama birçok kişi için daha anlaşılır olacaktır. Böyle bir şey olursa pozitif olur diye düşünüyorum.

PM: Son olarak Photoshop Magazin okurlarına ve tasarımcılara mesajınız var mı?
HÇ: Tasarımdan kopmayın! Ekran başına kilitlenmeyin! Gezin, görün, tasarım yiyin, tasarım için... Beslenin! Çünkü tasarım, ancak beslenmekle ve yansıtmakla olabilecek bir şey.

Teşekkür ederiz.
Photoshop Magazin

Röportaj - Hazırlayan: Eylül Ganiz
Fotoğraf: Şebnem Gürbüzel

 

May 2006

 


Sektörel Photoshop