Photoshop Magazin
 


Sıradan Öğelerin Sıra Dışı Sanatçısı: Andy Warhol

01 May 2006 | Sayı: May 2006
 
1 2 3 4 5
 

Sıradan Öğelerin Sıra Dışı Sanatçısı: Andy Warhol 


hspace=0





İnsanlar, günlük hayatın içindeki yüzlerce ayrıntıyla birlikte… ama bu ayrıntıları görmeden, çoğu zaman da önemsemeden yaşıyorlardı. Bir gün, bir yerlerden bir adam geldi. Hayatın ve insanların sıradan parçalarını aldı, evirdi çevirdi, ruhunu kattı ve “İşte bu benim sanatım” diyerek  masaya koydu. Anlayan baktı, anlamayan gözlerini kapadı. Ve sanatta yepyeni bir kapı işte böyle açıldı...






hspace=0Andy Warhol, 6 Ağustos 1928 tarihinde, Polonyalı göçmen bir ailenin oğlu olarak Pittsburgh'ta dünyaya geldi. Babası kömür madenlerinde çalışıyordu ve yoksul bir mahallede büyüdü. 1949 yılında Carnegie Teknoloji Enstitüsü'nü bitirdikten sonra, hayatının geri kalanına yön verecek, sanatı koklayıp, sanatla yaşayacağı şehir olan New York'a taşındı.

Warhol sanat yolunda ilerlemeye karar verdiği sıralarda, reklam sektöründe ünlü bir illüstratör olmayı arzuluyordu. Büyük şehre gittiğinde, ilk önce Glamour, Harper's Bazaar gibi bazı dergilere illüstrasyonlar yaptı. Aynı zamanda başarılı reklam illüstrasyonları da yapan Warhol, bunların kendini çok da tatmin etmediğini düşünmeye başladı. O, “gerçek bir sanatçı” olmak istiyordu. Ve çevresinde gördüğü soyut dışavurumcu sanatçılardan farklı çalışmalar yapmak istiyordu. O zamana kadar yapılanlardan farklı bir şey bulmaya çalışırken, arkadaşları ona en çok sevdiği şeyleri resmetmesini önerdiler. Bu öneri belki de onun tanıdığımız Andy Warhol olmasını sağlayan en önemli şeydi.

Çocukken, hastalandığında annesi ona bir çorba yapardı. Ona çok iyi gelen bu çorbayı küçük Andy çok severdi. Böylelikle, ilk sergisinde de yer alan, “Campbell Çorbaları”nın kutularını resmetti. Ve bu çalışma ona, sahip olacağı ünün kapılarını sonuna kadar açtı. Bunu takip eden zamanlarda Warhol, gündelik hayatın içinde karşımıza çıkabilecek pek çok objeyi kendi marjinal bakış açısıyla ve tekniğiyle yorumladı. Amerikan popüler kültürüne ait her şey Warhol'un malzemesiydi. Warhol bu öğeleri konu aldı, sevdi, benimsedi ve bu öğeler de Warhol'dan sonra yeni bir anlam kazandı. Sanatçı, zaman zaman gazete küpürlerinden, posta pullarından, giysilerden, ayakkabılardan; zaman zaman paradan, facia fotoğraflarından, reklam ürünlerinden; zaman zaman da ünlü yıldızların fotoğraf ve resimlerinden yararlanarak, bunları kendine göre yorumlayarak yepyeni bir tarza imzasını attı. İlk portre çalışmasını Estell Scull için yapan sanatçı, bundan sonra Maryln Monroe, Elvis Presley, Liza Minelli, Judy Garland, Elizabeth Taylor, Mick Jagger gibi pek çok ünlü simayı portrelerine konu etti. Farklıydı, marjinaldi, yetenekliydi. Böylelikle, 1960'lı yıllarda ortalığı kasıp kavuran Pop Art akımının ilahı haline geldi.

1963 yılında Manhattan'da kurduğu ve “Fabrika” adını verdiği stüdyosu, kişisel bir sanatçı atölyesi olmanın çok ötesine geçerek, Warhol'un arkadaşlarının, sanat çevresinin, film ve müzik piyasasından kişilerin buluşma noktası haline geldi. Warhol burada, resmin dışında film ve müzik çalışmalarına da el attı ve içlerinde “My Hustler”, “Midnight Cowboy”, “Lonesome Cowboys” gibi filmlerin de bulunduğu birçok filme imzasını attı. Filmlerinin çoğunda Fabrika'nın müdavimlerinden olan kişiler oynadı. Warhol bu kişileri “Warhol Superstars” adı altında topladı. Bu gruptaki kişiler, filmlerinde oynamanın yanı sıra Warhol'a her konuda yardım da ediyorlardı. Bu çok yönlü yaşamının içinde sanatçı müzik gruplarına da el attı. Fabrika'dan çıkan ünlü rock grubu The Velvet Underground'un gelişmesine büyük katkıda bulundu. Ayrıca bu grubun “The Velvet Underground and Nico” adlı albümü için tasarladığı kapak, o dönemin albüm tasarımları içinde de önemli bir yer tuttu.

hspace=0


Bir gün herkes 15 dakikalığına meşhur olacak

hspace=0
Bu şaşalı ve eğlenceli hayatı yaşarken başına olmadık sıkıntılar da geldi. Fabrika'nın müdavimlerinden ve dönemin azılı feministlerinden olan Valerie Solanas tarafından stüdyosunda vuruldu. İnsanlar buna neden olarak, Valerie'nin Warhol'a film yapması için bir senaryo verdiğini fakat Warhol bunu kullanmayınca Valerie'nin senaryoyu geri istediğini ve Warhol'dan “Kayboldu” cevabı almasını gösterseler de, Valerie Solanas sadece “Warhol'un hayatım üstünde çok fazla kontrolü vardı.” demekle yetindi.

Sosyal konulara da el atan sanatçı, evsizlerin barındığı barınaklarda rutin gönüllü çalışmalarda bulundu. Cinsel tercihi ve bunu rahatça yaşaması, resmetmesi muhafazakar kesim tarafından kabul görmese de, Warhol kendisini dindar bir adam olarak tanımlıyordu. Son dönem çalışmalarında da zaten üstü kapalı da olsa dini konulara ve objelere yer verdi.

Warhol'un ayrıca ilginç bir koleksiyonu vardı. Her parça kağıdı, hayranlarından gelen mektupları (pullarını çıkararak), banka çeklerini, dergilerde kendisiyle ilgili yazılan yazıları, gay pornografisiyle ilgili topladığı şeyleri biriktirirdi. Bunların hepsini kutulara yerleştirerek bir kenara koyardı ve hiç açmazdı. Warhol bu kutulara “Zaman Kapsülü” diyordu. Şu anda da bunların bir çoğu Pittsburgh'daki Andy Warhol Müzesi'nde sergilenmektedir. Warhol'un doğduğu şehirde yer alan Andy Warhol Müzesi, dünyanın en büyük kişisel müzesi olarak biliniyor. Müzede sanatçının 4000'den fazla çalışması sergileniyor.

Andy Warhol, birçok kişiyi kendine hayran bırakıp peşinden koşturduğu kadar, bazı kesimlerin de hedef tahtası haline gelen bir sanatçıydı. Onu bir ilah gibi, dahi gibi görenlerin yanı sıra, sanatına değer vermeyenlerin ve çoğunlukla sıradan ve günlük öğeleri yorumladığı için onu özgün olmamakla suçlayanların da sayısı hayli fazlaydı. Buna rağmen, geçirdiği safra kesesi ameliyatının ardından 58 yaşında hayata gözlerini yumduktan sonra bile popülaritesini hiç kaybetmedi. Hala bir idol olarak gençlere ilham kaynağı olmaya devam ediyor. “Bir gün herkes 15 dakikalığına meşhur olacak” diyerek günümüzün dünyasına gönderme yapan unutulmaz sözün sahibi Warhol, ününü son derece parlak bir şekilde hala sürdürüyor.

 

May 2006

 


İnceleme