Photoshop Magazin
 


Fevzi Yazıcı

01 April 2006 | Sayı: Apr 2006
 
1 2 3 4 5
 

hspace=0


Önemli Olan Form Değil Fikir...


Fevzi Yazıcı ve ekibi, Zaman gazetesi olarak Uluslararası SND (The Society for News Design ) yarışmalarında 2’si gümüş madalya ve 16’sı da mükemmellik ödülü olmak üzere, 4 yıl art arda ödüller aldı. Kendisiyle basın sektöründe Photoshop’u ve grafik tasarımı konuştuk.

Photoshop Magazin: Bize kendinizden ve aldığınız eğitimden bahseder misiniz?
Fevzi Yazıcı: İlk, orta, lise hepsi Şişli’de geçti. Şişli Lisesi’nden mezun oldum ve grafiği keşfettim. Ama liseden mezun olunca önce gazeteye girdim, çalışmaya başladım. Yani gözümü gazetede açtım diyebilirim. Karikatürist olarak girdim. İlk karikatürüm herhalde 1989’da yayınlandı. 1990’da mezun olunca, buraya geldim. İki yıl sonra Mimar Sinan Üniversitesi’ni kazandım. O dönemde Aksiyon yayın hayatına başladı. Kapaklarını ben yapmaya başladım, ama kapak konusunda bir şey bilmiyordum. Okula girince kendimi daha iyi hissetmeye başladım, çünkü o zaman işin tam ortasındasınız. En iyi hocalarla çalıştık. Yaptığım işleri bilgiye dayandırmak rahatlattı. Sonra bir yurtdışı maceram var... dünyayı tanıma adına. Amerika’daki sistemi gördük. Bazı önemli tasarımcılarla tanıştım. Times’a çok gitmek istiyordum. Bir şekilde ayarladık, sanat yönetmeni Arthur Hochstein ve yardımcısı Cynthia Hoffman ile tanıştık. Daha sonra Zaman Gazetesi’nde bir değişiklik söz konusu olunca beni aradılar, geldim.

PM: Peki bu yurtdışı maceranızdan biraz bahseder misiniz?
FY: Ben iyi bir portfolyo çantası buldum. Kendime güzel de bir logo yaptım. Tam olarak piyasanın içinde, bizim çözüm ortağı dediğimiz bir firma vardı, o bize Washington Belediyesi’nden iş getiriyordu.

PM: Orada önemli tasarımcılarla tanıştığınızı söylediniz. Kimlerle tanıştınız mesela?
FY: Arthur Hochstein’la görüşmemizde portfolyoma bakmıştı ve “Seni Walter Bernard ile tanıştırayım, belki bir şeyler söyler” demişti. Onların vasıtasıyla gittim, tanıştım. Walter Bernard “I love New York” logosunu tasarlayan Milton Glaser’ın ortağı ve Time’ın eski sanat yönetmeni. Şimdilerde WBMG olarak Manhattan’daki ofisinde grafik tasarım çalışmalarını sürdürüyor. Walter Bernard da beni Washington Post’un tasarımdan sorumlu editörü Michael Keegan ile tanıştırdı. Keegan gazetenin tasarımını görünce SND’nin tasarım yarışmasına katılmamız halinde başarılı olacağımızı söyledi. Biz katıldık yarışmaya ve sonrasını da biliyorsunuz.

PM: Peki toplam kaç ödül aldınız? Ve sizce bu ödüllerin size verilmesindeki ana etken neydi?
FY: İlk sene çok radikal bir değişim yapmıştık, ondan etkilendi jüri. Yeniden dizayn etmek söz konusu olunca eskisi ile yan yana koyuyor, bakıyor -ki bu çok radikal bir değişim; çok sadeleşmiş, çok ileri gitmiş, etkilendiler. İlk sene 2003’te bir gümüş, iki tane mükemmellik aldık. 2004’te 5 tane mükemmellik aldık. 2005’te 1 gümüş, 4 mükemmellik ödülü aldık. Bu sene de geçen gün belli oldu, 5 tane mükemmellik almışız. Ama artık biz yeterli görmüyoruz. Hedefimiz altın madalya. Bu sene hiç altın vermemişler mesela. 12 bin tane tasarım gönderiliyor, hiç altın yok.

hspace=0hspace=0

hspace=0

PM:
Peki bunun jürisi kim? Altına layık ya da değil diyen kim?
FY: En iyi gazeteyi seçen jüri, yanılmıyorsam 5-6 kişi. Farklı farklı kategoriler ve her kategori için ayrı jüri var. Art direktörler, fotoğraf editörleri, dizayn editörleri... Fotoğrafı, haber sayfasını, infografiği, re-dizaynı, illüstrasyonu ayrıca değerlendiriyorlar... Orada 2 tane illüstrasyon dalında ödül aldık, ki Türkiye’den gelip illüstrasyon ödülü almak da kolay değil. Mesela “infografik” diye bir kavram var; bir tür bilim gibi birşey ve Türkiye’de çok prematüre daha... infografiği kullanan ilk biziz. Hem bilgi veriyor, hem de estetik bir sunumla yapılıyor. Sonra bir Türk gazetesinin işleri, orada yer buldu. Artık bizi tanıyorlar. Konferanslarına da katılıyoruz. Bir şey daha; Forum Diplomatik diye bir ekonomi gazetesi Türkiye’den başvurdu. O da iki tane mükemmellik ödülü aldı. Belki seneye daha fazla gazete başvurabilir.

PM: Türkiyede illüstrasyonla uğraşan sanatçı çok var aslında…
FY: Türkiye’de tarz olarak illüstrasyon üreten şu an aklıma gelen çok az insan var. Mesela Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nu sayabilirsiniz. Hakikaten dünya çapında. Ama bu konularda fazla ödül almamamızın sebebi, genelde taklit işler yapılması. Yani tarzlar taklit.

PM: Aslında infografikte de öyle sanırım. Mesela Türk medyasında infografiklerde kullanılan görseller de orjinal değil. Hazır piktogramlar ya da klipartlar kullanılıyor.
FY: Çok güzel grafikler var, ama gerçek anlamda infografik olması için gerekli kriterleri yerine getirmiyorlar. İki tane araba koyuyor yan yana, bir kompozisyon yapıyor ama oranlar doğru değil. Örneğin, Oscar töreninin yapıldığı Kodak Theatre var. Onun grafiğini yapacaklar; gidiyorlar tiyatroya, ölçüp biçiyorlar, günlerini harcıyorlar. Bunları yapanlar grafik tasarımcılar. Harika bir grafik çıkıyor. Times’da Joe Lertola var, Ed Gabel diye bir adam var. Harika şeyler yapıyorlar.

PM: Peki Türk medyasında, diğer gazetelerde görsel yönetmen olarak çalışan insanlarla ilişkileriniz nasıl? Arada bir araya gelip tartışmalar, fikir alışverişleri yapıyor musunuz?
FY: Hürriyet’le, Referans’la bazen telefonla, bazen oturup konuşarak görüşüyoruz. Reha Erdoğan daha grafik tasarım kökenli olduğu için daha çok görüşüyoruz. Referans da öyle. Zaten hepsinde görsel yönetmen yok. Ama herkes birbirini biliyor.

PM: Peki tasarımın diğer alanlarında neler ürettiniz?
FY: Logo yapmayı çok seviyorum ben. Kitap kapakları, kitap içleri, ambalaj tasarımları… 8. Ankara Uluslararası Film Festivali en iyi afiş ödülüm var. İki yıl sonra yeniden yarışmaya başvurdum, onda da mansiyon aldım. Bir dönem fazlaca kitap dizaynı yaptım. Arif Aşçı’nın  ‘İpek Yolu’nda Son Kervan’ gibi... Ama asıl ondan daha büyüğü olan ‘Türk Dünyası Kültür Atlası’ diye bir çalışma var.

PM: Zaman Gazetesi’nde kaç sanat yönetmeni var? Mesela Turkuaz’ın bir sanat yönetmeni ya da spor bölümünün bir sanat yönetmeni var mı ayrıca?
FY: Bu manada bir tane var. Ama çok olmalı. Çekip çeviren biri var ama sanat yönetmeni olarak atanmış biri yok. Fakat en büyük planımız yeni sanat yönetmenleri yetiştirmek. Türkiye’deki gazetelerde çok az zaten sanat yönetmeni. Her grafik tasarımcı okulu bitirince bir ajansa girmek istiyor. Kendisini öyle yetiştiriyor.

hspace=0hspace=0

hspace=0

PM:
Bir gazetede tasarımcı olmak, çalışma şartlarının daha zor olmasından dolayı bir ajansta çalışmaktan biraz daha zor galiba…
FY: Tam bilemiyorum. Ama şunu biliyorum, ajanslarda da sabahlıyor arkadaşlar. Gazetede sorun şu; çok hızlı, çok yıpratıcı. Ajansta sabahlarsın, yetiştirirsin. Gazetede öyle değil, her şey günlük. Bir iş yapıyorsun, ömrü bir gün. Çok güzel, harika bir illüstrasyon yaptın, bir gün. Ama ajansta bir iş yaparsın, bir ay, iki ay  bilboard’ta kalır. Hepsinin tadı başka.

PM: Günlük çıkan bir gazetede tasarımla uğraşmak nasıl bir şey? Bize biraz daha açar mısınız? Yani zorlukları, güzellikleri nelerdir?
FY: Baskıya yetiştirme telaşı çok yıpratıcı. Mesela şu anda sohbet ediyoruz ama kafamda kırk tane tilki dolaşıyor, hiçbirinin kuyruğu birbirine değmiyor... Turkuaz’ın kapağı şu an çalışılıyor. Bunun çözümü, yeni sanat yönetmenleri yetiştirmek, ki bu kolay değil. Genç tasarımcıların, bu işin zevkli olduğunu fark etmeleri ve gazetelere yönelmeleri lazım. Çünkü Türkiye’deki bir gazeteye bakıyor, “Güzel değil ki, ben niye gideyim?” diyor. Oysa güzel bir şey görse belki gidecek.

PM: Peki ekibinizden bahseder misiniz? Tasarım birimi olarak görev dağılımınız nedir? Kaç kişi var ekibinizde?
FY: Bizde bu işle ilgilenen 48 kadar kişi var. Grafik bölümü, stajyer arkadaşlarla dokuz kişi. İllüstrasyon çizen 3 tasarımcı var. Biz illüstrasyona çok önem veriyoruz. Türkiye’de bizim kadar bu konuya yer veren, bunu özgürce kullanan gazete daha yok diyebilirim. Üç tane infografik üstüne uzmanlaşmaya çalışan arkadaş var. Şef var grafik servisinde. Portre çalışan, resim kökenli bir arkadaşımız var. Sayfa tasarımcıları otuz kişi falan. İki vardiya çalışıyoruz biz. Bir sabah ekibi var, bir de akşam ekibi. Sabah ekibi gündüz sayfalarını, gece ekibi de gece değişikliklerini, gelişen olayları yapıyor.

PM: Baskı burada mı oluyor?
FY: Baskı yan binada. İstanbul’daki baskı burada. Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Erzurum, Türkiye’nin her yerinde matbaamız var.

PM: Peki oralara ne şekilde yollanıyor?
FY: Zannediyorum PDF olarak gönderiliyor. Bilgisayar ağına dahil oradaki bilgisayar, network’e bağlı.

PM: Sizin tasarım sürecinizin aşamaları nelerdir? Bir grafik tasarımcı olarak bir işe yoğunlaşmanızın adımları nelerdir?
FY: Önce briefi alıyorum. Sonra araştırma safhası oluyor. Şöyle düşünüyorum; eğer ilk kez yapıyorsam, dünyanın bu konudaki birikimi nedir bakıyorum. Bunu tabi yanlış anlamamak lazım, taklit falan değil. İnsanlar esinlenmeyle, ya da konunun ne noktada olduğunu anlamayla, kopya etmeyi karıştırıyorlar.

hspace=0

hspace=0

PM:
O inceleme sürecinde yararlandığınız kaynak nedir?
FY: Internet olabiliyor; iyi bir kütüphanem olduğunu söyleyebilirim. Pek çok yayına aboneyiz. www.newsdesign.com var günlük haberleri bile giriyorlar. Portfolyo siteleri var. Bunların iyi mi olduğu, kötü mü olduğu manasında değil. Mesela bir magazinin logosu nerede olur? Yukarda olur, solda olur değil mi? “Ama ben farklı bir şey yapmak istiyorum” dediğimde, bu konuda neler yapmışlar merak ediyorum. Mesela bir dergi, logosunu ortaya koymuş. Bir yenilik yapmış orada. Bir tanesi diyor ki “Hayır, ben sadece baş harfini koyacağım.” Bir de bunları tekrarlamamak da istiyorsanız biraz bilgi sahibi olmanız lazım. Sonra eskiz oluyor. Mesela günlük yayın toplantısı saat 10.00’da, orada haberler konuşulurken, kulağım oradayken eskizleri yapıyorum.

PM: Bire bir, kağıt üzerine kalemle mi çiziyorsunuz eskizlerinizi?
FY: Evet. Bulduğum her türlü malzemeyle, çivi de  olabilir!:) Önemli olan logunun formu değil, fikir. Gerisi uygulamaya kalıyor. Anlaşılır bir kopyasını yaptıktan sonra, insanlar üzerinde deniyorum. Soruyorum, “Bu logodan ne hissediyorsun?”. Eğer kişi, ilk baktığında benim düşündüğümle aynı şeyi söylüyorsa, beni yönlendiriyor. Yoksa devam ediyorum. Gene de alternatifli çalışıyorum, çünkü benim de ikna etmem gereken kademeler var.

PM: Renklendirme aşamasını bilgisayarda yapıyorsunuzdur herhalde…
FY: Uygulamaları bilgisayarda yapıyorum. Mesela en son, Turkuaz logosunda fincan var, fincanı elde çözdüm. Sonra tarayıp ekrana alıyorum. Ondan sonra renklendiriyorum. Renklerin anlamı var logoda; niye mavi, niye kırmızı? Hiçbir logomuzda renkleri ıskalamıyoruz.

PM: Turuncuyu neden bu kadar çok kullanıyorsunuz?
FY: Kırmızı bir logo yapmak istemedik, çok var çünkü. Siyah logo yanlış olur diye düşündük. Yeşil olmazdı, mavi logo üzerinde durduk. Mavi logo da vardı, Radikal vardı, fakat yanına konulacak ikinci bir renkle bunun bambaşka bir hal alacağını düşündük. Asıl, anlamları çok önemli, mavi güven veriyor. Turunca da hayat veriyor, canlı. Zaten biliyorsunuz bunlar birbirinin kontrastı renkler, böyle olunca tam aradığımızı bulduk biz.

PM: Sizdeki mavinin tonu da oldukça değişik. Türkiye’de medyada çok kullanılmayan bir ton. Bunun sebebi ne?
FY: Biraz mora kaçıyor. Magentası fazla. Oldukça da koyu. Bir de yanındaki turuncu açık renk. Bir koyu bir açık olsun, kontrast olsun dedik. Bir de işin doğrusu, bunu yaparken deneyerek yaptık. %80 magenta, %50 yellow, pat diye koymadık buraya.

hspace=0

PM:
Peki tablet kullanıyor musunuz?
FY: Vacom’un büyük tableti var, onu aldık, denedik, memnun kaldık. Birkaç tane daha alacağız. Kocaman bir şey. Osman (Osman Nalın) karikatürlerinde, illüstrasyonlarında kullanıyor.

PM: Başarılı bulduğunuz dergiler hangileri?
FY: Rolling Stones gibi dergiler. Real Simple var, Time grubunun. Türkiye’de Hillsider var, güzel denemeler yapıyorlar. Şu an aklıma gelmiyor ya da işe o kadar gömüldük ki...

PM: Sizce şu anda günümüzün tasarım trendi nedir? Bu konudaki öngörüleriniz nelerdir?
FY: Minimalizm. Mesela fotoğraf da çok sadeleşmeye gidiyor. Ama bunu yaparken görsel malzeme sadece fotoğraf olmuyor. İllüstrasyon da oluyor. Fontlarda modernleşme var. Mesela Times çok güzel bir metin fontu. Tırnaklı ama modernize edilmiş fontlar tercih ediliyor. Şaşırtıcı olması yetiyor. Asıl can alıcı şey internet. Her şeyi etkiliyor. Kağıt üzerindeki gazeteciliği sarsıyor dünyada. Takip ettiniz mi bilmiyorum, Avrupa’da pek çok gazete tabloid boya geçti. Küçüldüler.

PM: Tam da “tabloid” teriminin anlamını soracaktım. “tabloid” boyutla mı yoksa  içerikle mi alakalı bir terim?
FY: Etkiliyor içeriğini ama tam olarak değil. Mesela Independent, Times gibi gazeteler şunu söylüyorlar; “Biz tabloid boya geçtik ama içeriğimizde zerre kadar değişiklik yok.” Okurun davranışından yola çıkıyorlar, internetin etkilerinden yola çıkıyorlar. Diyorlar ki; “Şu an yeni okur kazanamıyoruz, eski nesil gittikçe, okur kaybediyoruz. Bazıları da metroda rahat okunabilmesini öne çıkardılar. Bunlardan yola çıkarak küçüldü Independent. Bir dönem hep normal gazeteyi bastı, hem de küçük tabloidi. Okurun seçeneğine bıraktı. Okur küçüğünü aldı, kullandı ve tiraja yansıması iyi oldu. Yeni kazandıkları şey, bayan okur, genç okur ve metro okuru. Bana sorarsanız gazete dediğin böyle büyük (gazeteyi açarak gösteriyor) olur. Neden? Çünkü bir panorama sunuyor bana. Ben size sorayım; Gazete nedir?

PM: Açtığı zaman insan, rahatça bakacak… Yani evirecek çevirecek, katlayacak, belki sadece köşe yazısını okuyacak…
FY: Aynen. Tabloid’te bunu yapamıyorsunuz işte. Tabloid’te bir tane kapak konusu, iki tane anons, başka bir şey kalmıyor. Dergileşti. Bunu seviyorsan, bundan vazgeçemezsin.

PM: O yönden Photoshop Magazin’in yeni web sitesi çok güzel. Okuduğunuz konuyla bağlantılı diğer haberler kenarda yer alıyor.
FY: Çok güzel. The Guardian’ın yeni versiyonuna bakmanızı tavsiye ederim. Gazetede haberi veriyor ve sonunda “Daha detaylı bilgi istiyorsanız, şu siteye gidin” diyor. Hatta Wall Street Journal, Avrupa versiyonunu yeniden dizayn etti. Logosuna şöyle yazdı; “wsj.com”. Web sitesiyle paslaşıyorlar.

hspace=0

PM:
Sizce bir gazetede çalışan grafik tasarımcının dikkat etmesi gereken kurallar nelerdir?
FY: Gazetede tasarım yapan bir grafik tasarımcı, hem grafik tasarımcı olmalıdır hem de gazeteci. buradan yola çıkınca her şey anlaşılır diye düşünüyorum. Yani gazete gibi davranmıyorsan çalışmalarında, gazete okurunu odağına almıyorsan çıkan sonuç çok iyi olmuyor, mesajı vermiyor. Çünkü bana da sormuşlardı; “Sen sanatçı mısın, gazeteci misin?”. Ben de şöyle demiştim; “Ben sanatçı bir gazeteciyim.”

PM: Bir grafik tasarımcı olarak kendinizi nasıl besliyorsunuz?
FY: Geçerli bir kural; yayınları takip etmek, trendleri takip etmek. İkincisi, meslektaşlarla bir şekilde bağlantı kurmak. Konferansları takip etmek. Her yıl bilhassa SND üyeliğinden dolayı konferansları sürekli takip ediyorum. İnternet bu konuda çok faydalı oluyor. İlgili web siteleri çok iyi bilgi veriyor. Çok hızlı çünkü bir yeniliği web sitesinde çıkmama ihtimali çok çok az. Bir de ayrıca SND’nin kendi bültenleri var, üyelerine gönderiyorlar, onları takip ediyorum. Ayrıca en güzeli, en doğrusu; grafik tasarımcı arkadaşlarımla görüşüyorum. Konu ister istemez grafikteki, sanattaki değişimlere, gelişmelere geliyor.

PM: Ülkemizde grafik tasarıma ilgi gün geçtikçe artıyor. Özellikle kurslar insanları bu konuda yönlendiriyor. Sizce bugün grafik tasarımın ülkemizdeki yeri, durumu nedir?
FY: Ben çok iyi görmüyorum. Bir kere çok net şunu söylüyorum; ben kendime grafiker demiyorum. Benim departmanımda çalışan hiçbir arkadaşım kendine grafiker demiyor. Neden? Çünkü piyasada Photoshop öğrenen herkes gidiyor bir matbaaya, bir yere kapağı atıyor, ne iş yapıyorsun denilince “Ben grafikerlik yapıyorum” diyor. Eğer o grafikerlik yapıyorsa, ben başka bir şey yapıyorum. Gururdan değil, yanlış anlamayın. Ama ben temel sanat eğitimi aldım, dört yıl dirsek çürüttüm, üç bin yıllık sanat tarihinin süzülmüş, bugüne gelmiş şeklini takip ettim, algıladım, kabul ettim, öğrendim. Sonra yıllarca da uyguladım, sen grafiker, ben grafiker olmaz. Nasıl iki yıllık kursta iğne yapmasını öğrenen adam doktor olmuyorsa, bizde de grafiker olmuyor. Ben tasarımcılara, gelen stajyerlere, öğrencilere diyorum ki; “Arkadaşlar, sakın bilgisayar başına oturup dizayn yapmayın. Kağıtta çözün, fikri oluşturun, sonra kalemi, Photoshop’u elinize alırsınız, orada yaparsınız.” Gelen öğrencilere bakıyorum, temel sanat eğitimi aldınız mı diyorum; “O ne abi?” diyorlar. Ben akademide net bir yıl, full time temel sanat eğitimi aldım. Bize kompozisyonu, lekeyi öğrettiler, perspektifi, algıyı, fotoğrafı anlattılar. Biz belli başlı fontları elle yazdık kocaman kocaman. Afişler yazdık elle. Niye? Çünkü yazının anatomisi böyle. Bir kere Türkiye’de tipografi ustası yetişmiyor. Çünkü oturuyor bilgisayar başına, fontlar hazır. Dün konuşuyorduk, niye Türkiye’den font tasarımcısı çıkmıyor? Niye çıksın ki? Adam oturduğu yerde fontu buluyor ekranda, pata küte pata küte gidiyor.

PM: Bilgisayarla ne zaman tanıştınız ve ilk bilgisayarınız neydi?
FY: 1987’de lisede. Bizim okulda çok güzel bir laboratuar vardı. İyi bir başlangıcım vardı.

PM: Photoshop’un ilk hangi versiyonuyla tanıştınız? Ne zaman?
FY: 2 olabilir. Ama Layer diye bir şey yoktu. Üst üste yapıyordunuz. Ctrl+Z de azdı. History yoktu. History çıkınca “Vay be history diye bir şey çıktı” dedik.

PM: Photoshop’ta kullanmayı en sevdiğiniz özellikler nelerdir?
FY: Ben logolarımı Photoshop’ta yapıyorum. Sonra gerekiyorsa vektörelini yapıyorum. Photoshop’u kağıt kalem gibi kullanıyorum. Her şeyi Photoshop’ta yapmayı çok seviyorum. Bıraksalar sayfa tasarımını da Photoshop’ta yaparım, ama Photoshop onda zorlanıyor  Fontları Photoshop’ta seçiyorum. Layerlar hoşuma gidiyor, defalarca deneyebiliyorum alternatifleri. Gölgeyi bile manuel veriyorum. Çünkü kontrol bende oluyor.

hspace=0PM: Photoshop’ta keşke şu da olsaydı dediğiniz bir özellik var mı?
FY: Keşke  her şey bir araya gelse… Yani sayfa da yapabilsek. Quark’ta bile sayfada her şeyi bire bir göremiyorsun. Photoshop’un o pürüzsüz görüntüsü var ya, keşke her şey onu halletse. In Design’a baktım, yapmışlar. Gerçekten benim bir numaralı programım Photoshop.

PM: Photoshop yakın zamanda Türkçe olarak da satılacak. Bu konudaki düşünceleriniz neler?
FY: Bence Türkçe’ye çevrilmesi çok doğru değil. Ben İngilizce öğrendim ve İngilizce kalması daha iyi. Çünkü evrensel terimler İngilizce’dir.

PM: Haberle ilgili görsellerin seçimini kim yapıyor? Seçim yapılırkenki kriterleriniz neler?
FY: Fotoğrafları seçerken editörlerle birlikte beyin fırtınası yapıyoruz. Haberi en iyi yansıtan fotoğrafı bulmaya çalışıyoruz. Bulunca da en estetiğini, en güçlü imajı seçiyoruz. Ama diyelimki bir olay oldu, biri onu 1 megapixellik bir cep telefonuyla çekti ve fotoğraf çok kötü ama tek imaj da o. Biz bu durumda onu rahatlıkla alırız.

PM: Gazetenizde kullandığınız fontların seçimi konusunda çok özenli davrandığınızı görüyoruz. Font seçiminizi neye göre yapıyorsunuz? Karakterin haberi mi yoksa görselleri mi desteklemesi daha önemli sizce?
FY: Fontu içeriğe göre seçiyoruz. Magazinse daha magazin bir font, çocukla ilgiliyse daha neşeli neşeli fontlar kullanıyoruz. Genelde ana gazetenin başlıkları tırnaklı. Çünkü tırnaklı font insanlarda ciddi bir hava uyandırıyor. Mesela New York Times’ın birinci sayfası çok monotondur. Ama ekleri harikadır. Çünkü içerik müsait. Ama birinci sayfa çok hassastır. Helvetica kullandığın zaman otomatikman biraz magazinleşiyor. Mesela burada tırnaklı bir font kullandık (Gazeteyi gösteriyor). Aslında tırnaksız bir fontu tırnaklı hale getirdik. Bu bir font değil, ama yola çıkışımız Copperplate. Copperplate’in tırnakları, iç kısımları ovaldir. Beğenmediğimiz kısımlarını atıyoruz. Düzeltmeler yaptık. Sonra tırnakları ekledik.

PM: Sizin en çok beğendiğiniz ve çalışmalarınızda özellikle kullandığınız fontlar nelerdir?
FY: Konudan konuya değişiyor. Mesela ‘Din’ güzel. Yeni bir tırnaklı font tespit ettim, onu adapte etmeye çalışıyorum. Cecilia’yı severim. Son zamanlarda Helvetica’nın Ultra Light’ı hoşuma gidiyor. Modaya çok güzel gidiyor. Ama bir de şu var; fazla font kullanmamak gerekiyor, insanın gözünü alıyor. Temel kural budur; aynı alanda fazlaca font kullanmamak gerekiyor. Bir fontun ailesini kullanmak daha iyi. Bizim metin fontumuz Palatino. Palatino’yu aldık, sonra Zaman Palatino yaptık. Böyle bir uygulama var; mesela alırsın Times’ı, sevmediğin yerini değiştirirsin ve ismini değiştirirsin. Mesela benim bir saplantım var. Karakterleri Türkçe’ye çevirirken kanca koyarlar. Bunu hiç sevmem. Çünkü tek kalınlıklı bir yazıya çift kalınlıklı bir kanca koyarlar. Güzel bir çözüm değil. Bunlar hep dikkati dağıtan unsurlar. Çok alengirli, klasik bir konuysa Mason gibi fontlar da kullanabiliyoruz. Çok manevi bir sayfa yapıyorsanız, Bernhard Modern koyabilirsiniz.

PM: Bundan sonraki hedefleriniz nelerdir? Planladığınız yenilikler, değişiklikler var mı?
FY: Gazeteyi yeniden, ana ayakları değişmeden dizayn etmek. Belli aralıklarla gazeteler “re-design” edilir. Gazete dizaynı üzerine bir kitap projem var. Elimde bir sürü, önemli yazarların yazdığı gazete dizayn kitabı var, ama hiç grafik tabanından girmemişler. İstiyorum ki, girişte bir gazete tasarımcısının bilmesi gerektiği kadar grafik anlatsın, sonra gazete dizaynına geçsin. Böyle bir projem var.

PM: Süreli yayın grafiğini merak eden, bunu meslek edinmek isteyen tasarımcılara okuyucularımıza verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir?
FY: Bir gazete tasarımı semineri düşünüyoruz. Hürriyet falan da yaptı daha önce. Bizimki gazetede olacak. Açıklanmış bir şey yok. Bir şey açıklarsan ve yapamazsan o çok kötü bir şey. Bu konuyla ilgilenen insanlar için süprizlerimiz olacak.

PM: Photoshop dışında kullandığınız başka Adobe yazılımları var mı?
FY: PDF için Adobe Acrobat var. PDF çok önemli bizim için.

PM: Peki InDesign’a geçmeyi düşünmüyor musunuz?
FY: InDesign’ı inceliyorum. Ha deyince olmaz. Tam olarak bakmamız, karşılaştımamız lazım. Ama teknolojisini inceleyeceğiz.

PM: Ekran kalibrasyonuyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Kullandığınız monitörlerdeki renklerle baskıdaki renklerin birbirini tutması için nasıl bir ayarlama sistemi kullanıyorsunuz?
FY: Bütün ekranların Color Setting’lerini renk ayrım şefimiz ayarlıyor. Tasarımcı işe başlamadan önce Color Settings ayarlanıyor. Gazete kağıdına basacaksa ona göre ayarlanıyor. Bizim bütün ekranlarımız LCD. CRT’ler kadar teknolojileri gelişmemiş deseniz bile son derece iyiler.

PM: Ekran kalibrasyon cihazı kullanıyor musunuz?
FY: Bizde Eizo’lar var. Çok iyi bir renk ayrımcımız var. Matbaada renk okuyan cihazlar var.

PM: Son olarak okurlarımıza bir mesajınız var mı?
FY: Photoshop, eskiden yapılması imkansız şeyleri bugün mümkün hale getirdi. Ancak bazen bu imkanlar yanlış anlaşılıp yanlış kullanılabiliyor. Photoshop’u belli bir bilgi altyapısı olmaksızın kullanınca yanlış şeyler ortaya çıkabiliyor. Photoshop dergisini, bu boşluğu başarılı bir şekilde doldurmasından dolayı tebrik ediyorum.

Röportaj: Murat Akçiçek
Hazırlayan: Eylül Ganiz
Fotoğraf: Şebnem Gürbüzel

 

April 2006

 


Sektörel Photoshop