Photoshop Magazin
 


Selin OKCU

01 March 2006 | Sayı: Mar 2006
 
1 2 3 4 5
 

hspace=0

Photoshop Magazin:
Bize kısaca kendinizden ve aldığınız eğitimden söz eder misiniz?
Selin Okcu: Ben moda ve tekstil üzerine eğitim aldım. Daha sonra tekstil sektöründe çalıştım, ama bu beni tatmin etmedi. Ailede bir cam sanatçısı var; onun sayesinde Cam Ocağı Vakfı’ndan haberdar oldum ve orada eğitime katıldım. Aşağı yukarı tüm bir yazımı orada geçirdim. Tabii oradaki eğitime katılmamın amacı, bu işi bir meslek haline getirmek değildi. Sadece camla ilgili bilgi almak istedim. Yani camın tadına bakmak istedim. Daha sonra da çok sevdim, “bu iş benim mesleğim olmalı” dedim, sonra bu bir mesleğe dönüştü.

PM: Moda ve tekstil üzerine aldığınız eğitimin takı tasarımlarınıza nasıl bir etkisi oldu?
SO: Takı, aksesuar, modanın bir parçasıdır. Tasarımla ilgili bir bilginiz olması lazım; o yüzden de faydası olduğunu düşünüyorum.

PM: Bize yurtiçi ve yurtdışında verdiğiniz eğitimlerden biraz söz eder misiniz?
SO: Cam Ocağı Vakfı’nda eğitim aldıktan sonra, ki zaten Cam Ocağı vakfının ilk öğrencilerinden biriydim ben, oradan bir teklif geldi “burada eğitim verir misiniz?” diye. Oranın küçük atölye çalışmalarına katılıyordum eğitimci olarak. İnsanlara camı öğretmek değil ama bir şekilde camı tanıtmak amacıyla. İki günlük atölye çalışmaları vardı. Orada eğitimci olarak çalıştım, daha sonra da yurtdışından İspanya’daki cam sanat okulu Escuela Del Vidrio’dan bir teklif geldi. Oradaki onbeş günlük eğitime katıldım yine eğitimci olarak. Eğitimde cam boncuk yapımı, bunun takıya dönüştürülmesi, yani tasarım ağırlıklı bir çalışma söz konusuydu. Öğrenciler çoğunlukla İspanyol’du, ama başka ülkelerden gelenler de vardı, ve böylece güzel bir onbeş günlük tecrübe oldu.

PM: Bize biraz Cam Ocağı’ndan bahseder misiniz?
SO: Cam Ocağı Türkiye’de bir tane, bir ikincisi yok ve ben her zaman bana eğitim almak için gelenleri oraya yönlendiriyorum. Çok güzel bir eğitim veriliyor. Benim yurtdışında eğitim verdiğim gibi orada da yurtdışından gelen sanatçılar onbeş günlük bir eğitim veriyor. Onlar da kendi dallarında çok ünlenmiş hocalar.

PM: Son yıllarda takı tasarımının sahip olduğu popülarite hakkında ne düşünüyorsunuz?
SO: Bunun sebebi, çok basit bir işmiş gibi görünmesi. Herkes “ben de yapabilirim, benim de zevkim var, takı tasarlayabilirim” diyor. Yani çok kolay bir meslek gibi göründüğü için, özellikle de hanımlar buna yöneliyor. Tabii her işin bir de ticari yönü var ve en zoru da bu kısım. Birşeyleri yapabilirsiniz, belki iyi bir zevkiniz de vardır, ama pazarlama çok farklı birşey.

PM: Ulusal, uluslararası başarılarınızdan bahseder misiniz?
SO: Böyle bir eğitim vermek bir başarıydı bana göre. Onun haricinde cam sanatçılarının üye olduğu Glass Art Society adlı bir kuruluş var, ben de buranın üyesiyim. Onların 2004 yılında düzenledikleri bir müzayede vardı. O müzayedeye ben bir kolye tasarımı yapıp katıldım. Bu arada her katılan ürün seçilip konulmuyor müzayedeye; bir seçme oluyor ve benim ürünüm de o müzayedede satıldı.

PM: Tasarımlarınızda cam ile beraber kullanmayı özellikle tercih ettiğiniz yan malzemeler nedir?
SO: 925 ayar gümüş; veya gümüşü altın suyuna batırıyorum. Onun haricinde inci kullanıyorum. Ne kullanacaksam o malzemenin kaliteli olmasına çok dikkat ediyorum. Mesela iki günde kopacak, ucuz malzemeler kullanmıyorum. Bu benim için çok önemli. Bir ürünü verdiğimde ondan çok emin olmalıyım. Mesela üstlerini boyamayacak, hatası olmayacak. O yüzden de en kaliteli malzemeleri kullanırım.

PM: Peki nereden temin ediyorsunuz malzemelerinizi ?
SO: Kapalıçarşıdan. Yurtdışından da bir ara Hindistan’dan hint gümüşü almıştım. Onun dışında buradan temin ediyorum. Zaten burası bir cennet.

hspace=0hspace=0

hspace=0

PM:
Türk cam sanatının dünyadaki yeri nedir, biliniyor muyuz? Ya da “bizim” diyebileceğimiz “Çeşm-i Bülbül”, “Güvercin şişe”, “cam nazar boncuğu” gibi eserlerimiz ne kadar tanınıyor?
SO: Bunlar biliniyor ama bir şekilde bir yerlerde bir tıkanıklık var. Çünkü yurtdışına baktığımızda bu sanat çok yaygın, bunun okulları çok fazla. Türkiye’de özel okullara baktığımızda sadece Cam Ocağı var.

PM: Cam sanatında “Çeşm-i Bülbül”, “cam nazar boncuğu” gibi eserler sanırım hala el ile üretiliyor ya da el ile üretilenleri daha mı makbul ?
SO: Zaten hepsi el yapımı, el ile üretiliyor ama el ile üretiliyor derken tabiiki bunların kalıpları da var. Bu kişinin kendi tercihine kalmış. Cam boncuk yapımı kalıpları da var, ama ben hiç bir zaman kalıp kullanmadım. Normal yuvarlak bir boncuk kalıbını da yaptırabilirsiniz, ondan iyi bir üretimde yapılabilir bu bir tercih meselesidir. Kişiye göre, kuruma göre değişir.

PM: Cam sanatı, ilk bakışta mesela fotoğrafçılık ya da resim sanatı gibi evde, kişinin özel mekanında uğraşabileceği bir sanat gibi görünmüyor. Gerçekten öyle mi, gerekli ekipmanı kurup istediğiniz yerde çalışılabilecek bir sanatdalı değil mi ?
SO: Evde bir atölyeniz olabilir, yapabilirsiniz; ama en önemlisi burada gaz ve oksijenle çalışıyorsunuz. Benim kullandığım gaz ve oksijen, 12 metrelik bakır borularla dükkanın dışında bulunuyor. Yani yanımızda değil. Öyle çalışanlar da var, ama ben bir şekilde tedbirli olmanın faydası olduğunu düşünüyorum. Biz tasarımcıların aklına ne zaman bir şeyler gelebileceği belli olmuyor, ama sanayi tipi tüplerle, oksijenlerle çalışıyoruz. Onu her saniye evime sokmak pek doğru olmaz. Ya eviniz müstakil olacak, ya da evin altında bir garajınız, atölyeniz olacak.
 
PM: Füzyon tekniği, Mısır’da 4500 - 5000 yıl önce kullanılmış, insanlık tarihinin en eski cam tekniklerinden biriymiş. Bu tekniğin özelliğinden biraz bahseder misiniz ?
SO: Füzyonda plaka plaka camlarla çalışıyorsunuz. Bunu eritmekle değil, keserek elmasla çalışıyorsunuz. Mesela bir tabak yapacaksınız, bunun için seramik bir kalıp gerekli, bir tabak kalıbı mesela. Bir plaka cam alıyorsunuz, onun üzerine nasıl bir desen uygulamak istiyorsanız ona göre diğer camları kesip plakanın üzerine yerleştiriyorsunuz. Renkli camlar olabilir. Daha sonra da bu yaptığınız şeyi seramik kalıbının üzerine koyuyorsunuz. Fırınınızın ısısını ayarlamak da çok önemli, onu bilmeniz lazım. Onun programını da tam ayarladıktan sonra, seramik kalıbın altına alçı koyuyorsunuz. Bu da çökertme yapıyor. Pişirme sonrasında tabağınız istediğiniz şekle geliyor ya da neyin kalıbı varsa o oluyor. Yedi saatlik bir aşama. Yani yedi saat fırında kalması gerekiyor. Fırını hemen açamıyorsunuz, çünkü fırın çok uzun sürede soğuyor. Dolayısıyla tam gün geçiyor ve ertesi gün açmak durumunda kalıyorsunuz. Bu da iyi bir heyecan oluyor. Sonucunun nasıl çıkacağını merak ediyorsunuz.  

PM: Türkiye’de onbinlerce cami var ve bu camilerin hemen hepsinde de vazgeçilmez süslerden biri renkli vitraylar. Aslında bu kadar çok talep var dolayısıyla bu iş apayrı bir sektör. Bu işleri kimler yapıyor ? Bu kadar talebe karşılık yeterince cam sanatçısı var mı ?
SO: Birçok tasarımcı var. Mesela füzyoncu benim tanıdığım bir arkadaşım var o da vitray yapıyor, çalıştığı çok büyük firmalar var. Orada işi kovalıyorsunuz ya da iş size geliyor. Yani vitray sanatçıları çok. Mesela Cenan Uyanusta var. Kendisi 30 yılı aşkın süredir soğuk cam yapıyor. Onun sayesinde cam yapımına özendim ve bu işe başladım diyebilirim.

hspace=0hspace=0

PM:
Günlük yaşamda, plastik türevlerinin yerine doğal malzemeler gittikçe daha çok tercih edilmeye başlandı. Bunun başında da cam ve ahşap geliyor. Bu yöneliş aslında geç kalınmış bir yöneliş değil mi ? Bir de bu satışlarınızı nasıl etkiledi ?
SO: Bir anda bir çok kurs oluştu. İnsanlar bir anda yönelmedi de, onları yönelten şeyler var ortada. Çoğunlukla ev hanımlarına yöneltilen şeyler bunlar. Ahşap, takı tasarımı, cam vs. Bir şekilde yöneltici yönde olan şeyler çok yoğunlukta.

PM: Peki kişiye özel tasarımlar yapıyor musunuz?
SO: Evet tabiiki. Bana akıllarındaki bir şeyi tarif ediyorlar ya da bir hediye olabiliyor bu. Anlatıyorlar, ben de onlara kendi yorumlarımı katıyorum ve ortaya çok keyifli şeyler çıkıyor. Mesela, genç bir çocuğun lale tutkunu bir kız arkadaşı varmış; laleli kolye istemişti ve incili bir lale yaptım, çok beğenilmişti.

PM: Tasarlamaya başlamadan önceki süreci bize biraz anlatır mısınız? Nelerden ilham alırsınız, formlarınızı neye göre belirlersiniz?
SO: Çöp kutusunun içinde gördüğünüz bir renk bile size ilham verebiliyor. Herşeye bakmalısınız yani, herşeye ama… Çoğunlukla doğadan etkileniyorum diyebilirim. Tasarım sürecim için zaman veremem, ama bir şekilde aklınıza bir fikir geliyor. Oturup onu yapmaya başlarken aklınıza birden bambaşka şeyler geliyor. O durumda, günlerdir kafanızda düşündüğünüz şeyi bırakıp aklınıza gelen şeyi yapmaya başlıyorsunuz. Bazen beğeniyorsunuz bazen beğenmiyorsunuz. Farklı renklerle deniyorsunuz, yani cam boncuk yapımı öyle on dakikalık birşey değil. Küçük bir cam boncuk gibi görünse de çok aşamalı bir iş.

PM: Dünyada takip ettiğiniz, bu mesleğin en iyileri olarak nitelendirebileceğiniz kimler var?
SO: Kendi hocalarımı beğeniyorum. Cam sanatçıları Dagmar Brückner, Michaela Köppl, Helga Seimel var. Aynı zamanda kendileri, benim eğitim aldığım kişilerdir. İngiliz cam boncuk tasarımcısı Diana East’i de çok beğenirim.

PM: Ulusal, uluslararası başarılarınızdan bahsedermisiniz?
SO: Böyle bir eğitim vermek bir başarıydı bana göre. Onun haricinde cam sanatçılarının üye olduğu Glass Art Society adlı bir kuruluş var, bende buranın üyesiyim. Onların 2004 yılında düzenledikleri bir müzayede vardı. O müzayedeye ben bir kolye tasarımı yapıp yolladım. Bu arada her yollanılan ürün seçilip konulmuyor müzayedeye yani bir seçme oluyor ve benim ürünümde o müzayede de satıldı. Onun haricinde de küçük çaplı bir ihracatım var. “Evil Eye Protector” diye bir koleksiyon tasarladım. Onun ihracatını yapıyorum. Bu aynı zaman yurtiçinde de mevcut. Burada da o koleksiyondan bazı parçalarım var.

PM: Selin Okçu’yu diğer takı / cam tasarımcılardan farklı kılan en önemli özellik sizce nedir?
SO: Bence önemli olan farklı yaklaşımlardır. Yani ben elimden geldiğince farklı yaklaştığıma inanıyorum, kendi yorumlarımı katıyorum. Bize okulda eğitim süresince belli teknikler veriliyor, ben de bu teknikleri İspanya’daki insanlara verdim yani ona kendinizden birşey katmazsanız hep aynı şeyler olarak kalır, aynı şeyler ortaya çıkar. Bu yüzden kendi yorumunuzu da koymak çok önemli ve ben bunu yaptığıma inanıyorum.

PM: 3.5 senedir bu işin içindesiniz. Bu zaman içinde kaç koleksiyon tasarladınız?
SO: Benim her dönem, İlkbahar-Yaz-Sonbahar-Kış olmak üzere kolleksiyonlarım var, ama sürekli bir üretim var zaten. O yüzden kolleksiyonum şu adetle belirli, şu kadar diye birşey yok.

hspace=0

PM:
Bundan sonraki hedefleriniz nelerdir?
SO: Önüme bir fırsat daha çıkarsa yurtdışında tekrar eğitim vermek istiyorum. Onun haricinde yine bir müzayede olursa ona katılacağım. Hedefimde böyle bir yerimin olması vardı onunda şu anda başındayım. Daha başarılı olabilmek daha farkındalığımı biryerde tutabilmek isterim.

PM: Photoshop kullanıyor musunuz?
SO: Evet Photoshop kullanıyorum ve zaten Photoshop kullanmak zorundayım. Çünkü benim işimde görsellerle çok ilgili, ama çok iyi biliyorum diyemem. Onu da aşağı yukarı iki senedir kullanıyorum.

PM: Takı tasarımı konusunda Photoshop’tan nasıl yardım alıyorsunuz?
SO: Photoshop’dan şöyle bir yardım alıyorum: önce görsellerimi çekiyorum. Ben çok profesyonel bir fotoğrafçı olmadığım için çektiklerim tam rengini gösteren şeyler olmuyor. Ayrıca camı çekmek de apayrı bir şey. Diyelim ki onları bir şekilde doğru çektiniz ama renkler kötü ve renklerle oynamak gerekli. Web sitesine koyabileceğim resimler olması gerekli. Devamlı bir ürün var ve hepsini arşivlemek istiyorum, hepsi de düzgün şeyler olsun istiyorum. Yani renklerini düzeltmek için, resim kadrajlamak için kullanıyorum.
  
PM: Photoshop’ta kullanmayı en sevdiğiniz özellikler nelerdir?
SO: En sevdiğim özellikler, renklileri siyah beyaza çevirmek örneğin, oynuyorum bu gibi efektlerle. Herhangi çektiğim bir fotoğrafı bile muhakkak Photoshop’ta düzeltiyorum.

PM: Photoshop yakın zamanda Türkçe olarak da satılacak. Bu konudaki düşünceleriniz neler?
SO: Bence güzel birşey. Herkesin lisanı olmayabilir ve çoğu insanın bilgisayar kullanıcısı olduğunu düşünürsek çok yararı olacağına inanıyorum.

PM: Peki siz Photoshop’ı kimden öğrendiniz? Bir hocanız bir kaynağınız oldu mu?
SO: Benim erkek arkadaşım IT danışmanı; dolayısıyla ben genelde onu uğraştırıyorum. O bu işi yıllardır yapıyor ve ben o çalışırken onun yaptıklarını oturup seyrederek öğrendim bu işi.

PM: Camın aradan otuz, kırk yıl geçmesine rağmen oksitlenme gibi sorunları olmuyor değil mi? Tek sorunu kırılganlığı sanırım…
SO: Evet doğru. Ama o yaptığınız çalışmaya da bağlı; çok kırılgan olabilir. Ya da örneğin camın yapımında en son bir aşaması vardır, onu doğru yapmazsanız durup dururken de çatlama yapabilir. O yüzden ben her bir ürünümü satarken bir sertifika veriyorum: “Birşey olduğu takdirde her zaman geri getirip yenisini alabilirsiniz”… diye; ama onun dışında yere düşse bile hemen kırılmıyor. Tabii dikkatli davranmak lazım. Örneğin cam kolyeyle yatıp uyumayacaksınız.

PM: Dergimiz okurlarına bir mesajınız var mı ?
SO: Teşekkür ediyorum, çok güzel bir dergi. Bol bol Photoshop kullansınlar.

hspace=0hspace=0

 

March 2006

 


Röportaj