Photoshop Magazin
 


Fotoğrafın Tarihsel Dönüşümü

01 March 2006 | Sayı: Mar 2006
 
1 2 3 4 5
 

hspace=0


Fotoğrafın Tarihsel Dönüşümü



Kanımca fotoğraf dilinin iyi anlaşılmaması, teknik ve estetik yeteneklerinin doğru kavranmaması, fotoğraf programlarının başarısız şekilde kullanılmasına da yol açmaktadır.
Hiçbir amacı bulunmasa da, özü itibarıyla fotoğrafçı daima bize bir öykü anlatır.


Sevgili okuyucular, derginin bana ayrılan sütunlarında, bu sayıdan itibaren görüntülerin en belirgin örneği olan fotoğraflar başta olmak üzere, fotoğrafın kuramsal boyutunu, felsefi ve düşünsel açılımlarını ve güncel gelişmeleri gözardı etmeden doğru ve etkili fotoğrafların nasıl oluşturulacağı konusundaki deneyimlerimi ve bilgilerimi sizlerle paylaşmak arzusundayım. Zaman zaman başarılı fotoğrafların estetik ölçütlerini mercek altına alarak, görüntüler konusunda nitelikli bir seçme ve ayıklama yapmanın ipuçlarını da sizlerle paylaşmak istiyorum. Kanımca fotoğraf dilinin iyi anlaşılmaması, teknik ve estetik yeteneklerinin doğru kavranmaması, fotoğraf programlarının başarısız şekilde kullanılmasına da yol açmaktadır. Bu da çok yerde dile getirdiğim “fotoğraf çekmeden, hazır fotoğraflardan fotoğraf yapan yeni bir fotoğrafçı” tipi yarattığı görüşümü doğrulamaktadır. Doğrusunu söylemek gerekirse, yazı yazma isteğim, fotoğrafı sadece tabiat karşısında bir görünümü kayıt etmek olarak değil, aksine bir fikrin tasarımı olarak gören gözlere duyduğum gereksinmeden kaynaklanmaktadır. Elbette Photoshop dergisinin görüntü teknolojileriyle olan dirsek temasının ve eğitsel sorumluluğunun da bunda büyük rolünün olduğunu söylemeden geçemiyeceğim. Neyse konumuza dönelim!

Günlük hayatımızı yoğun ve yaygın biçimde işgal eden imgeler ile bu imgelerin bütünlüğünü oluşturan fotoğrafların başdöndürücü hızla gelişen bilgisayar olanaklarıyla buluşması, deyim yerindeyse denetimsiz bir “görüntü  imparatorluğu”nun oluşmasına zemin hazırlamıştır. Öyle ki, görüntülerin 150 yılı aşan süreçte belleklerimize kazınan ve
“gerçekliğin bir referansı” olarak kabul gören geleneksel rolü, bugün artık bu konumundan iyice ayrışmaya başlamıştır. Fotoğraf, düşlerle şekillenen, gerçekdışı tasarımlarla boyut kazanan ve inandırıcılığımızı şüphecilikle harmanlayan yeni bir misyona kapı aralamıştır. İnsanlar, süreç içinde fotoğrafın gerçek gibi görülmesine, gerçeğin de fotoğraf görüntüleriyle pekiştirilmesine o denli alıştırılmıştır ki, bilgisayar programları sayesinde değişime uğratılmış fotoğrafları da, bu alışkanlığın bir sonucu olarak gerçek gibi kabul etmeyi sürdürmektedir.

Oysa köprüler altından çok sular akmıştır. Fotoğraf görüntüsü, tarihsel süreç içinde en büyük değişimini geçmişin kimyasal uygulamalardan koparak, elektronik çağın başlıca simgesi haline gelmekle sağlamıştır. Bu gerçekler ışığında baktığımızda, fotoğrafın varlık nedeni yeniden tartışma konusu olmaya başlamıştır. Aslında onun gerçeklikle kurduğu doğrudan ilişkinin sarsılan temelleri üzerinde yaratılan güncel bu tartışmalar, gündemimizi işgal etmekle kalmamış, fotoğrafın yeni misyonunu ve işlevini gözden geçirerek değerlendirmemize de olanak sağlamıştır.

Ortaya çıkış hedefi “gerçeği resmetmek” olan fotoğraf, kendi tarihsel sürecinde gerçeğe dokunarak zamanı anlaşılır bir olgu haline getirmekle kalmamış, ışığın büyülü dilini, tarihin görsel kayıtlarını ve aynı zamanda yaygın bir anı denizi yaratarak insanların bireysel gerçekliğine de ayna tutmuştur. Fotoğrafın görünen herşeyi anlattığı görüşü yaygın kabul görse de, aslında fotoğraflar bize hiçbir şeyi göstermez. Fakat gerçekten alıntılar yaparak, onlara öykünerek ve
nesnelerin temsilini gerçekleştirerek kaçınılmaz bir dil olmayı başarabilmiştir. Yani gerçeği nesnelere indirgeyerek, gerçeklikleri inandırıcılığımızın pekişmesine gerekçe yapmıştır.

Bugün geleneksel fotoğrafın görme yeteneklerimizi geliştirdiğini ve hayatı tekrarlayarak çoğaltmadaki belirgin rolünün ayırdında olduğumuzu çok fazla farkedemiyoruz. Ya da fotoğrafın, 150 yılın görsel kayıtlarını sadece fotoğraf olarak sergilemediğini, bunları bir bakıma ajitatif bildiriler halinde ve politik bir misyon yüklenerek ortaya koyduğunu da... Bunun başlıca nedeni, fotoğrafın yaygınlığına başat biçimde düşünsel ve felsefi boyutlarının geliştirilmemiş olmasındandır.

hspace=0

Fotoğraf, “orada bulunmanın” önemini ve değerini hayatımıza öyle perçinlemiştir ki, fotoğrafçı gerçekle aramızda kurulan mesafeyi ve sanat yoluyla sahip olduğumuz deneyimleri “şok fotoğraflar”la ortaya koyarken, bir yandan da bizi fotoğrafları anlamanın ve kavramanın sorumluluğundan da uzaklaştırmıştır.
   
Her fotoğrafın, fotoğrafçının iktidarını tesis ettiğini unutmamak gerekir. Fotoğrafın, onun gerçekle olan yakınlığının, seçiminin ve kararlaştırmasının görsel bir sonucu olduğunu da... Hiçbir amacı bulunmasa da, özü itibarıyla fotoğrafçı daima bize bir öykü anlatır. Görünenlerden tasarımlar yapar, gerekli gördüklerini seçip ayıklar ve fikirleriyle buluşan bir sonucu ortaya koyar. Bizi yüzeyler üzerinde oluşturduğu görsel öykülerin izleyicisi yapar. Sergilediği görüntüye izleyiciyi de dahil ederek, aslında zaman zaman yalan söyleyen görsel bu gerçekliğe ortak eder. İzleyenleri, soruları ve yanıtları kendinde saklı bulunan suretlerle tanıştırır. Kayıt altına aldığı yüzleri “ötekileştirir”. Görüntüler yardımıyla kendi yargılarını ve kesinleştirdiklerini dikkatimize sunarak muhalif bir tavır takınır.

150 yılın tüm fotoğraflarını, bir boyutuyla, insanlık tarihiyle hesaplaşmamıza gerekçe sağlamak amacıyla çekilmiş görüntüler olarak görebiliriz. Ya da bu büyük görsel materyali, görüntüler karşısındaki sınırsız açlığımızı doyurmak için çektiklerini de varsayabiliriz. Aslında fotoğraf, görselliği sosyalleştirerek insanlık tarihinin eleştirisine bir zemin hazırlamakla kalmamış, aynı zamanda ortak değerlerimizi, etkin ve yaygın biçimde kayıt altına alarak eşsiz bir bellek oluşturmuştur. Unutulmaması gereken başka bir gerçek daha var: Fotoğraf, herşeyden önce bir tanıklığın ve karşılaşmanın ürünüdür ve varlığını bu karşılaşmayla duyurur.
Fotoğrafın bir dil, hem de güçlü bir iletişim dili olduğu açıktır. Bugün gerçekliğin doğrudan resmedilmesi artık fotoğrafçıyı tatmin etmemektedir. Bu nedenle fotoğrafçı, görünen gerçeği kendi düşleriyle buluşan yeni bir boyutta ifade etmekten kaçınmıyor. Bunu da teknolojinin fotoğrafa yaptığı katkılar sayesinde gerçekleştiriyor. Çağdaş fotoğrafçı artık gerçeği dönüştüren, değiştiren en önemlisi de yok sayan bir hayal denizine kapı aralamıştır. Gerçeklik peşindeki fotoğrafçı profili, yerini imge yaratmanın derdine düşen fotoğrafçıya terketmiştir. Fotoğrafın sanat dili başlıbaşına amaç haline gelmiş, bu da fotoğrafçının nesnel gerçeklik üzerinde büyük bir hakimiyet tesis etmesine yol açmıştır. Fotoğraf sanatı gerçekle bağlarını zayıflatarak gerçeküstücü bir serüveni geçerli bir değer haline getirmiştir.

Sonuç ne olursa olsun, fotoğraf gerçeği, daima göreceli bir gerçekliktir. Öte yandan fotoğraf, fotoğrafçının yeteneklerini bütünleyen bir yaratıcılığı sergilediği için, her fotoğraf her zaman başarılı bir sonucu ortaya koyamaz. Kamerayla flört eden fotoğrafçının, kamera üzerinde bir üstünlük sağlaması, bu nedenle her zaman olası değildir. Görsel belleğimizi zenginleştiren yüzmilyarlarca fotoğrafın çok büyük bir bölümünün, kişisel anı’lardan oluşan bir okyanus yarattığı açıktır. Bireylerin bir bakıma “özel tarih”ini oluşturan bu birikimin, süreç içinde bilgisayar ortamında ve onun yardımıyla nasıl bir biçim kazanacağını bugünden söylemek çok uygun görünmüyor.

Okuyucuya not: 17 Şubat’ta açılan Ten Öyküleri adlı fotoğraf sanatı sergim, MACART Sanat Gallerisi’nde 13 Mart 2006 tarihine kadar açık kalacak. Adres: Mim Kemal Öke cad. Lal Apt. No: 23/3 Nişantaşı İstanbul
(Fotoğraflar: 1. Fotoğraf: Yousuf Karsh - Pablo Picasso, 2.Fotoğraf: Hyeres, 1932 - Henri Cartier-Bresson

 

March 2006

 


Fotoğraf Kuramı