Photoshop Magazin
 


Ali Osman Pınarbaş

01 January 2006 | Sayı: Jan 2006
 
1 2 3 4 5
 

Photoshop Magazin: Kısaca kendinizden bahseder misiniz? Bu işe nasıl başladığınızı, eğitimlerinizi vs…
Ali Osman Pınarbaş: 1967 yılında doğdum. Bu işe başlamam hem tesadüf hem isteyerek. İlkokulun karşısında matbaa vardı, oranın sahibini tanırdık. Ben her okul çıkışı oraya giderdim. Bir gün babama “gelsin çırak olarak başlasın” demiş bende başladım. Daha sonra ortaokul da bilinçli olarak gittim. Derken lisede de bilerek Matbaa Meslek Lisesini seçtim. Ilk matbaamı yaklaşık 14 yaşında açtım. Böylelikle başlamış oldum. Liseden mezun oldum. O dönemler hem matbaada çalışıyordum hem matbaam vardı. İşte bu iş hayatına böyle başladık derken o makine bu makine bugünkü seviyeye geldik.

PM: Dünyaya bir daha gelseniz ne iş yaparsınız?
AOP: Dünyaya bir daha gelsem yine matbaacılık yaparım ama geçirdiğim evreleri geçirerek değil.

PM: Pınarbaş matbaası ilk nasıl ve nerede kuruldu? İlk makinenizi hatırlıyor musunuz?
AOP: Pınarbaş matbaası ilk faturasını 1986 yılında kesti. İlk makinem tahtadan yapılmış bir el pedalıydı. Sonra bir tane daha el pedalı aldım. Meşhur “Tahsin barlan”. Hala durur saklarım onları hatıra olarak.

PM: Türkiye de sizce matbaacılığın yeri ne ? Diğer meslek gruplarıyla kıyaslandığında siz ne görüyorsunuz?
AOP: Eskiden prestijli bir meslekti şimdi pek değil. Gördüğüm ve duyduğum eğer poşeti de matbaaya koyarsak yani matbaacılığın son noktası ambalaj gözüküyor şu an. Arada ki hepsi dijitala kayacak ama o da bir matbaa. Yani dijital, ambalaj, tasarım hepsini matbaa bilgisi olarak düşünürsek yine en parlak mesleklerden biri matbaacılık. Çünkü çıplak hiç bir ürün para etmiyor.

PM: Teknolojinin matbaaya nasıl etkisi oldu? Bu mesleğin prestijini kaybetmesinin sebebi bu olabilir mi?
AOP: Teknolojinin matbaaya bir zararı yok aksine yararı var. Teknoloji kaliteyi beraberinde getiriyor. Herşey layıkını buldu. Şöyle örnek vereyim; önceden firma sahipleri ressamlara logosunu çizdirirdi sonra matbaaya verir klişesini yaptırır, matbaa keser, basar, ciltler verirdi. Sonra reklam ajansları oldu, reklam ajansları işi aldı matbaaya verdi aradan renk ayrımı atölyeleri çıktı. Daha sonra ki dönem CTP geldi filmcilerin hepsi çıktı. Sonra firmalar kendi içlerinde grafiker aldı. Yani iş döndü dolaştı ilk orjinal haline geldi. Sonuç hep aynı, matbaada sonlanıyor herşey. Dijital, ambalaj, tasarım hepsini matbaa bilgisi olarak düşünürsek yine en parlak mesleklerden biri matbaacılık. Çünkü çıplak hiç bir ürün para etmiyor.

PM: Bir iş geldiğinde matbaaya, nereden ve nasıl işe başlıyorsunuz?
AOP: Bizde bu sistematik bir şekilde yapılır. İlk başta bu serüven bize gelen fax veya maille başlıyor. Fiyat teklifine olur dendikten sonra ya ftp’den ya maille ya da kuryeyle cd veya data bilgisayarımıza ulaştığında operatörümüz işi kontrol eder. Hiç bir problem yoksa fiyatlandırmayı yapan arkadaşımıza verir, sipariş formunu düzenlerler ve CTP sorumlusuna teslim ettikten sonra işlerimiz adresine ulaşmış demektir. Bunun sonucunda da ben patron olarak gözden geçiririm bu küçük iş büyük iş farketmiyor. Hepsine teker teker bakıyorum. Bizde ki serüven bu yani kısaca şöyle de diyebiliriz; siparişi almak, CTP’ye göndermek, basmak, katlamak, ciltlemek ve sonra sevkiyat.

PM: Diğer matbaalara göre farkım şudur dediğiniz yönleriniz neler?
AOP: 10 tane özellik sayabilirim size. 24 saat nöbetçi matbaa, 24 saat nöbetçi olup da patronunu bulundurabileceği bir matbaa. Ondan sonra kalitesi (bunu zaten yaşayanlar biliyor). Eksikliklerimiz tabi ki var ama bizim işlerimiz profesyonel.

PM: Sizce matbaayı matbaa yapan kriterler nelerdir?
AOP: En önemli şey iletişim. Müşterileri memnun etmek. Bunun yanı sıra tabi ki iyi makineler ve iyi bir ekipman.

PM: Ekipman dedik peki hizmet içi eğitim oluşturup kendi personelinizi mi yetiştiriyorsunuz? Eğer böyleyse bu eğitimleri kim veriyor?
AOP: Biz üç kardeş 80 kişilik özel eğitim için açılmış salonumuzda veriyoruz eğitimleri. Projeksiyon ve dev ekranların
olduğu odalarda en iyi şekilde yapılıyor bu eğitimler.

hspace=0



PM:
Kağıdın geleceğini nasıl görüyorsunuz? Dijital teknolojilerle kağıdın rekabeti sizce nereye kadar gidecek?
AOP: Matbaaların gidişatı ambalaj demiştim. Fakat kağıdın yerini hiç birşey dolduramaz. Bazı şeyler olmazsa olmaz. İşte bu da böyle birşey. Tamam belki mektup yazmayacağız artık mail atacağız bunların devresi geçebilir. Ama herşeyin yerine mutlaka birşey gelir. Yani azalmış gibi görünen çoğalıyor aslında. Sadece kabuk değiştiriyor.

PM: Dijital, matbaayı öldürecek mi?
AOP: Kesinlikle daha canlandıracak. Dijital tek başına hiçbir şey değil matbaa da aynı şekilde o bakımdan ikisi birleşecek ve güzel şeyler çıkacak ortaya.

PM: Ajanslara sağladığınız ekstra avantajlar var mı „pınarbaş matbaası“ olarak?
AOP: Tabi ki var. Çok kişiyle muhatap olmadan maillerini atıyorlar bitmişini alıyorlar. Bu kadar kolay, zahmetsiz, uğraştırmadan.

PM: Bilgisayar seçiminizde seçim kriteriniz nedir?
AOP: Ben biraz marka düşkünü insanım. Çünkü marka kolay olmuyor. Tesadüfen olan şeyler değil bunlar. O bakımdan marka olmuşları tercih ediyorum.

PM: Photoshopun ilk hangi versiyonuyla  tanıştınız, hatırlıyormusunuz?
AOP: Türkiye‘de ilk yasal programı kullananlardanım. Evet hatırlıyorum 2.0 versiyonu ile tanışmıştım. Şu an şirketimizde yaklaşık 50, 60 tane program lisanslı olarak kullanılıyor. Bunların başında da Photoshop geliyor.

PM: Photoshop ile ilk tanıştığınız da çok etkilenip aldığınızı söylediniz. Neydi bu programda sizi etkileyen?
AOP: Biz o dönemler de bilgisayarlar da hep yazardık, çizerdik hep düz çizgiler, yatay çizgiler. Sürekli çizgi vardı yani resim yoktu. Ben ilk gördüğümde şok olmuştum „ya bu resim buraya nasıl geçti“ demiştim. O gün bugündür kullanırım bu
programı. Bence photoshopsuz bir hayat olamaz.

PM: Baskı tekniklerinizi geliştirmeyi düşünüyor musunuz?
AOP: Ocak ayı itibari ile çok değişik uygulamalarla İstanbul‘un gündemine geleceğiz. Enteresan baskı metodları uygulayacağız. Gece gündüz bunların projelerini yapıyorum ve de bitmek üzere. İlk defa kişisel ürünler yapacağız. Mesela kişisel kutular, kişisel takvimler. Bunun yanında çok farklı baskı teknikleri kullanacağız. Transfer baskıdan, soğuğa sıcağa duyarlı baskılar, kokulu baskılar, simli laglar...  Bunlar kolay işler değil ama bunları başaracağız. Hatta bunları Photoshop okurlarıyla da paylaşacağız Şubat sayısından sonra. Photosop okurları tasarlasın biz onları yapalım. Dergide artık bizim yaptığımız farklı baskı tekniklerini görebileceksiniz.

PM: Photoshop kullanmaya başladıktan sonra hangi özelliklerini sevdiniz?
AOP: Valla photoshop‘da en sevdiğim özellik; olmayan birşeyi kafanda canlandırıp üretebilmek. Benim bir arkadaşım var, dia çekmeden tamamen kendi çizerek Photoshop’da katalog yapıyor.

PM: Efektleri, filtreleri, plug-in‘leri yararlı buluyor musunuz, kullanıyor musunuz?
AOP: Ben 2 senedir fazla tasarım yapmıyorum çok yoğun tempodan dolayı. Ama zamanında hepsini kullandım ve şu anda da hepsinden haberim var. Ciddi efektler var artık. Her biri incelenmeli derim ben.

PM: Photoshop da keşke şu da olsa dediğiniz özellikler var mı?
AOP: Hep anlayamadığım bir şey var Photoshop bu kadar kolay bir şeyi nasıl yapamaz. Herşeyi yaptıktan sonra bir Freehand mantığıyla çalışan katmanda en üst layer de draw olarak olursa bu işi çözdüler yani Freehand gibi esnek bir programı en üst katmana layer olarak ekleyebilirlerse çok başarılı olacak. Şu an CS2’de böyle birşey yaptılar fakat yeterli değil.

hspace=0

PM:
Photoshopta en çok kullandığınız özellik nedir?
AOP: Her türlü özelliğini kullanıyoruz. Renk değiştirme, layer mantığı, efektleri, netleştirme vb.

PM: Peki iyi bir Photoshop kullanıcısıyım diyebilirmisiniz?
AOP: Photoshop‘un en iyi kullanıcısı özünde resim yapanlar, tasarım yönü gelişmiş olanlar diye düşünüyorum. Biz sadece operatörüz. Bu işi sanat olarak görenlerin çok iyi kullanacaklarına inanıyorum. Bir resme rötuş yapanlar Photoshop‘u iyi kullanıyorum diyemezler. 

PM: Photoshop yakın bir zamanda Türkiye de sadece Türkçe olarak satılacak bu konudaki düşünceleriniz neler?
AOP: İşte bu beni üzüyor. Ama bir bakıma da sevindiriyor. Neden üzüyor çünkü ben İngilizce öğrenmeyi çok istiyorum neden sevindiriyor çünkü lisanıma geri döneceğim. Birde Photshop‘u herkes öğrenebilecek bu bakımdan da iyi. Çünkü herkes kullanır hale geldi. Grafikeri, berberi, polisi, doktoru... İleriki günler de herkes tasarımcı olabilecek. Bir şirket sahibi kendi logosunu yapmak isteyecek Photoshop‘u kullanacak. Sonra biz matbaalara gelecek biz basacağız.

Photoshop‘da en sevdiğim özellik; olmayan birşeyi kafanda canlandırıp üretebilmek.

PM: Ekran kalibrasyonuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
AOP: Çok önemli bir konuya değindiniz. Bu safhalar yurt dışında çok daha bilinçli ve düzenli olarak yapılıyor. Reklam
ajansından matbaaya kadar tüm ekranlar kalibre edilmiş. Dolayısıyla işler de kaliteli. Ama inanıyorum ki çok yakında
Türkiye’de de bu işler böyle olacak.

PM: Ftp’den bahsettiniz, web üzerinden de iş alıyorsunuz
sanırım. Ftp beraberinde pdf’i getirir. Peki Adobe grubu başka hangi programları kullanıyorsunuz?
AOP: Photoshop zaten kullanıyoruz. Onun dışında Illüstratör,InDesign’ı kullanıyoruz ama InDesign’a yavaş yavaş alışıyoruz. Çünkü alıştığımız şeyleri değiştirmek zor. Tüm sektör tiff ve Freehand 9 formatında kaydediyor işlerini. Ama bunlar zamanla kırılıcak. Bunlar kırılınca Adobe’nin önü çok açık.

PM: Peki Freehand dediniz, geçtiğimiz günlerde Adobe Macromedia‘yı satın aldı. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
AOP: Adobe kendini rakipsiz görmek istiyor, bunu da yaptı. Ama umarım çok programı bünyesinde barındırıp tek versiyonlarını unutmaz. Aslında öyle yapacaklarına hepsini birleştirip güzel bir program çıkarsınlar ortaya. Hem vektörel hem piksel hem de mizampaj hepsi bir arada olursa tasarımcının ufku açılacaktır.

PM: Yeni projeleriniz ve geleceğe dair beklentileriniz neler?
AOP: Geleceğe dair tek beklentim var benim; En iyi seviyeye gelip bir iki sene yapıp orada bırakmak. Ondan sonra hayatıma devam etmek. Çünkü ömür boyu çalışmanın hiç bir anlamı
yok. Ama şirket çok kurumsallaşır o zaman çok güvendiğimiz gençlere bırakırım.

hspace=0

 

January 2006

 


Röportaj