Photoshop Magazin
 


Uzmanlaşmanın Önemi

01 November 2005 | Sayı: Nov 2005
 
1 2 3 4 5
 

Eveeet, bir ayı daha nasıl oldu anlayamadan geride bıraktık. Etkinlikler, sergiler, seminerler, sizler photoshop magazinin her sayfasını oku, incele, bizler yeni sayıyı yayına hazırla derken yoğun bir ay daha geçirdik. Sonbaharın getirdiği karamsarlıkları da, bu tip yoğun ve zevkli süreçlerle altetmek belki de en iyi yol.

Ekim’i bitirmeden önce de, yeni bir etkinlik kapsamında sizlerle birebir tanışma ve dergimizi daha geniş bir kitleye tanıtma fırsatı bulacağız. 27-30 Ekim tarihlerinde dört gün sürecek olan ilk Apple Günleri, İstanbul Lütfi Kırdar Sergi Sarayı’nda gerçekleşiyor. Şimdi PC’ciler yine alınacak gibi, ama dünyada tasarımcılar için ayrı bir yere sahip olan Apple’ın Türkiye’de Çok kısıtlı bir pazara sahip olması ve de bunun getirdiği ürün bulabilme, teknik destek alabilme zorluğu açılarından bu etkinliğin çok önemli olduğunu kabul etmek lazım.

Bu sayıda asıl değinmek istediğim konu, Türkiye’de hergün karşılaştığımız “uzmanlaşma” sorunu. Tamircisinden zanaatçısına, bol ustalı az çıraklı bir çağ yaşıyoruz. Herkes alanında uzman olduğunu söylüyor, ama eylemde hiç de öyle olmuyor. İşler özenle yapılmıyor, görevler savsaklanıyor, verilen süreler hiç bir zaman tutmuyor, ve aksaklıklar hem zamansal hem de maddi açıdan ciddi sorunlara yol açıyor. Gelişmiş ülkelere baktığımızda, her konunun okulunun, diploma ya da sertifikasının, staj dönemlerinin olduğunu görüyoruz. öyle ki bu stajlar bazen okul bitip de işe alındığınızda bile tek koşul olabiliyor. Okul dediğimizde, yalnızca üniversitelerden bahsetmiyoruz. Okul yani öğrenilen bünyeler, meslek liseleri, meslek yüksek okulları, özel kurslar, hatta usta/uzman gözetiminde geçirilen süreçler olabilir. önemli olan gönül verdiğiniz işi, en iyi biçimde öğrenip, en iyi biçimde yapmaktır. “öğrenmek” ile “yapmak” arasında ise, pişmek, toz yutmak, deneyim kazanmak ve bu sürecin tüm aşamalarını yaşamak vardır. Utanmadan, gocunmadan, amaca konsantre olarak yaşamak...

Ülkemizde ise, 80 sonrası gençliğin mümkün olan en kısa yoldan gelişmiş ülkelerdeki çağdaşlarına ve olanaklarına sahip olmak istemesiyle, küreselleşmenin de negatif yönlerinden biri doğmuştur: Kestirmecilik. Varolan öğrenim sistemleri bu talepleri karşılamakta yetersiz kalmış, bugüne dek süregelen bir oturmamış öğrenim sistemi doğurmuştur. Orta öğrenim sürecinde gençler tek tip eğitime tabi tutulmakta, yüksek öğrenime özendirilmekte, yarışlara sokulmakta, ve sonunda çok azı üniversitelere girebilmekte. Açıkta kalanlar, ne yöne gideceklerini bilemez durumda kalıyorlar. Oysaki bu yolu tekrar tekrar her yıl yaşamak yerine, meslek liseleri ve yüksekokulları birçok alanda Çoğaltılsa, özel kurs programları etkin biçimde denetlenebilse, öğrenim sistemlerine radikal değişiklikler getirilebilse, herkesin 4 yıllık bir üniversitede okuması gerekmediği de açıkça görülecektir. Üstelik böyle bir üniversiteyi bitirseniz bile, alanınızda uzmanlaşabilmek için yine bir staj ve çıraklık döneminden geçmek gerekecektir. Çünkü akademinin teorisiyle, dışarıdaki dünyanın pratik uygulamaları arasında oldukça büyük farklar vardır. Kısacası çıraklık dönemi çok önemlidir. Ama., nasıl öğrenilirse öğrenilsin bir işe gönül vermek ve o işi en iyi biçimde yapmak olmalıdır.

Bugün Güzel Sanatlar Fakülteleri’nden ya da grafik liselerinden, firmanıza stajyer almak istediğinizde karşılaştığınız sorular şunlar olabiliyor: “Tasarım yapacak mıyım? Ne kadar maaş alacağım?” İyi güzel de, ne kadar deneyimin var? Tasarım yaptıracak olsak, zaten tasarımcı olan birilerini daha profesyonel koşullarla işe almaz mıydık? Maaş konusuna gelince, bu durumlarda ödenen asgari ücretler var. Doğrusu ben, sırf o havayı soluyabilmek için hiç ücret talep etmemiştim de, zorla vermişlerdi. Ve bir sene boyunca kendi isteğimle profesyonel bir disiplinle çalışmış, projelerin her aşamasında deneyim kazanmaya çaba harcamıştım. Üstelik bu yalnızca 14 sene önceydi. O kadar uzun bir süre geçmemesine rağmen, şimdiki gençlerin kestirmeden ve fazla çaba harcamadan bir yerlere gelmek gibi bir amaçları var.

Tasarım ciddi meseledir. İyi bir göz ve el dışında, yaratım felsefesi bilmek gerektirir. Düşünce prosesini uygulamaya dökmekte yetkinlik ve beceri gerektirir. Bilgisayarla tasarımın yaşamımıza girmesinden itibaren, onlarca programı da öğrenmek bu gerekliliklere eklenmiştir. Ancak unutmamak lazım ki yalnızca program öğrenerek tasarımcı olunmamaktadır. Bazı özel kurslarda, program dersleri vererek tasarımcı yetiştirildiğini duymaktayız. Bu hem öğrenciye, hem de potansiyel müşterilerine yapılacak büyük bir haksızlıktır. Freehand’i ya da Photoshop’ı iyi derecede öğrenmek, iyi birer operator yani uygulayıcı olunabileceğini gösterir. Tasarımın diğer gerekli derslerini almadan, tasarımcı olunduğunu göstermez. Ayrıca bu hiç o kadar kötü bir şey de değildir. Çok iyi operatörlere de ihtiyaç var firmalarda. Dolayısıyla, her şeyi bir anda olmak yerine, alanı sınırlayıp, en iyi olunan konularda uzmanlaşmak çok daha kolay başarıya ve doyuma ulaştırır insanı.

Ne der bir özlü sözümüz... “Kırk tane işte çırak olacağına, bir tane işte usta ol.”

 

November 2005

 


Editörden