set_encoding Dergi November 2005 Sayısı - Oğuz Dinçer | Photoshop Magazin
                                       
      
Photoshop Magazin
 


Oğuz Dinçer

01 November 2005 | Sayı: Nov 2005
 
1 2 3 4 5
 


Photoshop Magazin: Kısaca kendinizden bahseder misiniz?
Oğuz Dinçer:1952 Kütahya Simav doğumluyum. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü ezunuyum. Yaklaşık 25 yıldır Bursa’da kendi adıma açtığım grafik atölyesiyle mesleki yaşantımı devam ettiriyorum.
80’li yılların sonuna doğru, diğer tüm mesleklerde olduğu gibi branşlaşma eğilimi başladı. Eğer dikkat ettiyseniz son 10-15 yılda da fuarlar branş fuarları haline dönüştü. Daha önceden biz grafik tasarımcılar olarak amblem, afiş, logo olsun her işi yapardık. Zaman içerisinde işlerin çoğalmasıyla birlikte branşlaşmaya ihtiyaç duyuldu.Bu bize de yansıdı. 80’li yılların sonuna doğru tüketim ekonomisinin hızlanması ile birlikte ambalaj sektörü büyük önem kazandı. Ben de bu
doğrultuda ambalaja ağırlık vermeye başladım. 1990’dan bu yana da diğer işleri eleye eleye sadece ambalaja yöneldim.

PM: Uzmanlaşılması gerektiğine inanıyor musunuz? Sektöre yeni başlayan gençler uzmanlaşmalılar mı?
OD:Bugün her sektör kendi içerisinde çok detaylı bir formata kavuştu. Her meslekte bu böyle olmaya başladı. Genel grafik kavramı içerisinde baskı sektörü ayrı bir dal, film sektörü ayrı bir dal, malzemesi ayrı bir dal. Her malzemenin de kendi içinde farklılaşmaları ortaya çıktı. Hangi birini takip edeceksiniz? Yani tümünde uzman hale gelmek mümkün değil.
Zaten tüm branşlarda iş yaparsanız taleplerin hepsini karşılamanız mümkün değil. O halde uzmanlaşmak gerekiyor. Hangi dalda? Kendinizi en yakın hissettiğiniz dalda. Ben ambalaj konusunda daha üretken olabileceğimi düşündüm ve ambalaja yöneldim. Aslında bu uzmanlaşma insanın kendi iradesine pek bağlı değil. Piyasanın getirdiği bir zorunluluk. Ambalaja gelirsek, ambalajda malzeme çok ağırlıklı, çünkü makineler devreye giriyor. Kağıt basan, selefon basan makine farklı.
Örneğin ciklet ambalajı yapıyorsunuz ambalajı ciklet haline getiren makine farklı. Sonuçta o sistemi de bilmeniz gerekiyor. Bu şekilde çok özellikleri olan bir altyapı var. Bazen %50’den fazla teknik bilgi devreye giriyor. Zaten tasarımın sanattan ayrıldığı nokta da burasıdır.Bizim işimiz biraz siparişe dayalı. Sanatçı odasına kapanır, resimlerini yapar. Ona kimse şöyle yap böyle yap demez. Tasarımda öyle değil. Sizden bir beklenti var.

PM: Ben biraz daha gerilere öğrencilik yıllarınıza gitmek istiyorum. O yıllarda bilgisayar teknolojisi nerelerdeydi?
OD:Bilgisayarı ben hatırlamıyorum yani kelimesi dahi yoktu. 1978 yılında
ben son sınıftayken bilgisayar kelimeleri havada uçuşmaya başladı.

PM: O zaman hangi tekniklerle eğitim veriliyordu?
OD:Bir kere tamamen elleydi. Kağıt, boya, fırça, kalem ve bir de pistole -İngilizce adıyla Airbrush- vardı okulda. Yani malzeme bu şekildeydi.Ama iyi bir eğitim aldığımı söyleyebilirim.

PM: Bursa’ya geldikten sonra hemen kendi atölyenizi mi açtınız?
OD:1-2 ay tatil yapmak için gelmiştim Bursa’ya. Bursa o zaman bana çok rahat geldi. Bir arkadaşın da tavsiye etmesiyle atölye açmaya karar verdim. Piyasayı da bildiğim için yapabileceğimi düşündüm. Atölyeyi açtım ve işler oluşmaya başladı ben de anlamadım aslına bakarsanız. O zaman piyasada meğer çizim yapan kişi fazla yokmuş.

PM: O dönemde yaptığınız orijinal işin matbaada basılması için nasıl bir süreçten geçmesi gerekiyordu?
OD:Önce ölçüler belirlenirdi. Taslak çıktıktan sonra müşteriye gösterilir ve onayı alınırdı. Yazısı elle düzgün bir şekilde yazılırdı. O sonra bristol kartına uyarlanırdı. Sonra onun filmi çekilirdi. Ardından renkler ayrılmaya başlanırdı. Örneğin yapraklar yeşil olacaksa o bir kalıp oluyordu. Şimdi bilgisayardaki layers sistemi gibi. Oldukça zor bir işlemdi. Şimdi zaman bile sürmüyor.

PM: İlk açtığınız işyerinin adı da Çatıgrafik miydi?
OD: Evet o da Çatıgrafik’ti. O zamanki işyerimiz çatı katında olduğu için bu ismi koymayı düşündük.

hspace=0

PM: O zamanlar ben grafik tasarımcı olacağım dediğinizde çevrenizden aldığınız tepkiler nasıl oluyordu?
OD: Ben 1974 yılında Bolu’nun bir dağ köyünde öğretmenlik yaptım. Liselere resim öğretmeni olmak için eğitim enstitülerine gitmeye karar verdim. O zamanlarda bir arkadaşım sayesinde bizim okulun varlığından haberdar oldum ve son kayıt gününde kaydoldum. Kazanıp oraya girdim. O zamanlarda bana Ressam Oğuz Bey derlerdi. Grafiker olduğumu söylediğimde ise ağızlarının alıştığını söylerlerdi. Bize grafiker diyen kimse pek yoktu.

PM: Grafik tasarımcı kelimesi ne zaman oturdu peki?
OD: O zamanlar grafiker denirdi. Hatta grafik dekoratör de denirdi. Grafiker ressam kelimeleri de çok kullanılırdı o zaman. Grafik tasarımcı son 10 yıldır falan kullanılmaya başlandı. İnsanlara bunu kabul ettirmek zordu. Bursa’da 1996 yılında Grafikerler Derneği’ni kurduğumuzda  40 üyeyi zor buldu.

PM: Biraz ambalaj tarafına doğru gelelim isterseniz. Hangi yıllarda ambalajla ilgili ilk işler size gelmeye başladı?
OD: Atölyeyi açtıktan hemen sonra işler gelmeye başladı asında. Bursa’da o yıllarda kestane şekeri kutusu, lokum kutusu gibi şeyler yapılırdı.

PM: İlk yaptığınız kutuyu hatırlıyor musunuz?
OD: Yedek parça kutusuydu.

PM: O yıllarda dizgi yapabilmek bile sizin için çok lükstü değil mi?
OD: O zaman dizgi bizim işin %50’sinden fazlasıydı. Bilgisayarın çıkması bizi çok rahatlattı. Sırf dizgi yapmak bize yetiyordu.

PM: Bilgisayarla tanışmanızın ardından ilk kullandığınız program neydi?
OD: ReadySet Go kullanmıştım. İlk program oydu. O yıllarda zaten bilgisayarlarda pek gelişme olmamıştı.

PM: Airbrush tekniğiyle şu anda sanatsal eser yapıyor musunuz?
OD: Tasarımın sanatsal yönü fazla yok biliyorsunuz. Bugün ambalaj tasarım yarışmasında birinci olan tasarımın bile piyasada 3-5 yıllık ömrü vardır. Birçok resmi duvarlarımıza asarız ama hangi evde duvarda asılı bir ambalaj tasarımı vardır ki? Bir çocuk bile küçükken araba resmi yapar, çiçek resmi yapar, manzara resmi yapar; ama logo yapan çocuk yoktur. Bu hem eğitim işi, daha da önemlisi taleple ilgili bir olay.

PM: Ambalaj tasarımında örnek aldığınız ya da tasarımını beğendiğiniz Türk ya da yabancı tasarımcı var mıydı?
OD: İhap Hulusi vardı, hatta onunla tanışmıştım. 1978 yılında İhap Hulusi bizim okulda sergi açmıştı. İhap Hulusi’nin birçok ambalaj çalışması vardır. İnsan olarak da bizim iyi bir büyüğümüzdü. Hatta ben En Genç Grafikerden En Yaşlı Grafikere diye bir ödül de vermiştim. İhap Hulusi’nin de çok ilginç bir imzası vardır. Önce bir üçgen çizer üste İhap alta İstanbul yazar. Ben de o zamanlarda çok kafamı takmıştım neden üçgen çiziyor diye. Gerçi daha sonra manasını anladım. Kutsallığı sembolize eden bir yapısı var üçgenin. Ayrıca ucu aşağıda olduğunda kadını yukarıda olduğunda da erkeği sembolize ediyor. Bunu daha sonra öğrendik.

PM: Ambalaj grafiği sizce nankör mü?
OD: Ambalaj grafiği tasarımı tamamen ticari bir olay. Müşteri buna ticaret gözüyle bakıyor. Yani bir ürün satıyorsa onun ambalajı iyi demek oluyor. Ancak satmadığı zaman kendini ambalajı yenilemek zorunda hissediyor. Ambalajı yaptıran müşteri bunu sanatsal bir değer olarak görmüyor. Kendine gelir getirecek bir araç olarak görüyor. Tasarımcı sanatçı değildir. Sanat sanatçının bağımsız özgür duygularını ifade etmesinin aracıdır. Burada ben bağımsız değilim ki. Diyelim ki müşteri bana geliyor: “Oğuz Bey bizim kutunun ölçüsü bu. Logomuz bu. Marka bu. Ürünümüz bu.” Yani bize baştan bir yığın malzeme geliyor. Yani sadece bize verilen alan içerisinde özgürüz. Bizden istenen bu malzemeyi estetik bir şekilde bir araya getirip satılacak hale getirmemiz. Biz bu kapsam içerisinde en yaratıcı öğeleri ne derecede ortaya çıkarabiliyorsak, o ölçüde sanatçıyız.

PM: Ambalaj grafiğine hazırlananlar için söyleyebileceğiniz ambalaj grafiğindeki kriterler nelerdir?
OD: Bence en önemli olay ambalaj piyasasını iyi bilmektir. Ambalaj üretici ile tüketici arasında bir araçtır. Ambalaj tasarımcısının bunu iyi anlaması gerekir. Her yapılan iş çok yaratıcı olmuyor. Farkında olmadan bir öncekine biraz da olsa benzemiş oluyor. Nihayetinde benzer ürüne benzer etiket yapıyorsunuz. Bugün aynı ürünün farklı markalarını üreten yığınla firma var. Bunları iyi takip etmek gerekir. Sonuç olarak da araştırmacı olmalı, konuyu iyi kavramalı ve piyasayı iyi bilmelidir. Gözlem konusunda da araştırıcı ve heyecanlı olması gerekir.

hspace=0

PM: Sektördeki gençler için ambalaj grafiğini tavsiye ediyor musunuz?
OD: Tavsiye ediyorum ama zor bir branş. En zor yanlarından birisi müşteri ile olan ilişkileri çözebilmektir. Müşteri sizden para kazanabilmek için bir tasarım bekliyor. Müşterinin arkasında koca bir pazar ağı var. Olay sadece tasarımla bitmiyor. Sonuçta ambalaj tasarımı çok zevkli ve yönlü bir iş; tavsiye edebilirim. En öncesinde bu işi sevmeleri gerekir. Zaten insan bir işe ne kadar kendini adapte edip o işi seviyorsa o denli başarılı olur.

PM: Peki Photoshop’la ilk tanıştığınız yılı hatırlıyor musunuz?
OD: Kendi bilgisayarımda tanışma şeklimi söyleyecek olursam, 1995 yılıydı.

PM: Photoshop ilk çıktığı andan bugüne kadar gelişip size bir şeyler vermeye devam edebildi mi?
OD: İlk başta söylemem gerekirse ben çok iyi bir Photoshop kullanıcısı değilim. Rötuş yapıyorum. Efekt yapılması gerektiğinde tamamen Photoshop’ta çalışabiliyorum.

PM: O halde ambalajın çoğu vektörel programlarda hallediliyor diyebilir miyiz?
OD: Bende öyle. Ancak burada tamamını Photoshop’ta halleden arkadaşlar da var. Örneğin bir çikolata ambalajının içindekiler kısmında birden çok dil oluyor. Geçenlerde yaptığımız bir ambalajda tam 14 dil vardı. Bana bunları Photoshop’ta yazmak ve denetim altına almak ağır geliyor. Vektörel programlarda daha kolay yazabiliyoruz ve oradan Photoshop’a aktarıyoruz.

PM: Photoshop’un önümüzdeki birkaç aydan sonra Türkiye’de tamamen Türkçe satılacak olması hakkında ne diyeceksiniz?
OD: Bu Photoshop’un tamamına yakınını öğrenmeyi kolaylaştırır. Çok daha fonksiyonel olur.

PM: Alışkanlıklarınızın değişmesinden korkmuyor musunuz?
OD: Hayır, kendi dilimizde olması daha güzel. En fazla 2-3 gün zorlanırsınız. Hatta bir gazetede okumuştum. Bilgisayar diline en uygun dilin Türkçe olduğunu tespit etmişler. Bilgisayar geliştikçe ifade etmede zorlanılıyormuş. Örneğin RAM kelimesi 3 kelimenin birleşiminden oluşuyor. Biz ise tek bir kelime ile bellek diyoruz. Türkçe çok daha pratik. Ben Türkiye’ye gelen bilgisayar programlarının tümünün Türkçeleştirilmesi taraftarıyım.

PM: Şu konuya dönmek istiyorum. Türkiye’de kendi atölyesini açıp da bu şekilde devam ettiren nadir kişilerdensiniz. Bunu tavsiye eder misiniz?
OD: Zor tarafları var tabi. Ben bu işe başlarken çok fazla da şansım yoktu aslında. Altyapım vardı ve cesaretle girdim. Bu işe girdikten sonra müşteri ile olan ilişkilerinizde kendinizi kabul ettirebildiyseniz fazla problem ortaya çıkmıyor. Bizim bir hocamız vardı: “Grafik işinin yarısı sanat, yarısı ilişkidir. Sanat kesinlikle %50’nin üzerine çıkmaz ama ilişkiler %50’nin üzerine çıkabilir” derdi. Kısacası kendine atölye açmak isteyen kişinin ön ilişkiler kurması gerekir. Piyasada neler yapılıyor, ambalaj tasarım sürecinde ne gibi ilişkiler yaşanıyor, bunları tetkik etmesi lazım. Altyapıyı oluşturmadan bir atölye açmak pek akıllıca bir iş değil.

PM: Biraz da sizin sanatçı tarafınıza değinmek istiyorum. Ambalaj grafiğinin sınırlarını hangi çalışmalarla aşıyorsunuz?
OD: İçimde bir sanatçı ruhu var. Tasarımdaki mutluluk sanatsal bir mutluluk, sanat üreterek oluşturulan bir tatmin değil. Suluboya resim yapıyorum. Bursa’nın tarihi ve kültürel mekanlarından oluşan belgesel bir sergi hazırlamayı düşünüyorum. Boş zamanlarımı değerlendirmeye çalışıyorum. Sergiler açıyorum. Benim resimlerinin soyut tarafı yok. Bire bir de değil; belgesel bir yönü var. Önümüzdeki senelerde bir dergi kapasitesinde “Suluboya Resimlerle Bursa” başlıklı bir katalog hazırlamayı düşünüyorum.

PM: Son olarak şunu sormak istiyorum. Şu an Türkiye’de sanatçı olmak adına ne söylenebilir? Keyifli mi yoksa zor bir yaşamın başlangıcı mı?
OD: Kamuoyunda sanatçı kavramı göreceli bir kavram. Bana göre sanat eseri olan bir iş size göre olmayabilir. Benim anladığım anlamda sanatçı kendi ruhuyla kendi zihinsel yapısını güzel bir yorumla ortaya çıkartabilen insandır. Herkes zihnindekini dışa vurabilir. Buradaki değer ölçüsü yorumdur. İyi yorum yapabilen iyi sanatçıdır. Toplumun genel kültürüne bu yorum ne kadar katkıda bulunabilmiştir? Bence önemli olan budur.

PM: Çok teşekkür ederiz.

 

November 2005

 


Röportaj