Photoshop Magazin
 


Julie Mardin ile Sanatı Üzerine

01 October 2005 | Sayı: Oct 2005
 
1 2 3 4 5
 



Julie Mardin, Skidmore College’da İngilizce ve Resim öğrenimi görmüş, Columbia Üniversitesi’nde Yaratıcı Yazarlık üzerine yüksek lisans yapmış, ve sonrasında da Medya Sanatları Merkezi’nde Ticari Fotoğraf dersleri almış. Her sene Türkiye’ye geliyor ve eserleri için hem görsel hem zihinsel malzeme topluyor.
Çevremde olup bitenden her zaman çok etkilenmişimdir. Bunlara karşı duruşumu en iyi işlerimle ortaya koyabiliyorum.
Julie Mardin, Türkçe adı ile Jülide Mardin, New York - ABD’de doğmuş büyümüş bir sanatçı. Hakim olduğu dil İngilizce; Türk bir ailenin çocuğu olduğu için Türkçesi de gayet iyi ve Türk kültürünü de yakından tanıyor. Skidmore College’da İngilizce ve Resim öğrenimi görmüş, Columbia Üniversitesi’nde Yaratıcı Yazarlık üzerine yüksek lisans yapmış, ve sonrasında da Medya Sanatları Merkezi’nde Ticari Fotoğraf dersleri almış.
Her sene Türkiye’ye geliyor ve eserleri için hem görsel hem zihinsel malzeme topluyor. Bir kaç yılda bir de İstanbul’da sergilere katılıyor. Bu Eylül de onunla Çağla Cabaoğlu Galeri’de katıldığı ve 14 Ekim’e dek gezilebilecek olan karma sergide söyleşme imkanı bulduk. Eserlerini “Komplo Teorileri” adı altında sergiliyor. Reklam ve medya dünyasınının renkli bombardımanı, sanatçının işlerine canlı renkler ve gösterişli grafiklerle yansıyor. Günümüzü çevreleyen şiddeti, şiddet içeren oyuncaklar üzerinden araştırıyor. 1996’dan beri ABD ve yurtdışında kişisel ve grup
sergilere katılıyor. Hem eserleri üzerine, hem de kolajlarını oluşturduğu Photoshop üzerine sorular sorduk; dergimizi gösterip, fikirlerini aldık.






Özlem Paker: Julie merhaba. Sergin vesilesiyle burada buluşmak çok güzel. Tamamen dijital teknikle çalışan bir sanatçı olduğun için, ve eserlerindeki fotografik kolajları
Photoshop ile oluşturduğun için, yeni çıkan dergimize çok özel bir konuk olacağını düşündük. İlk sorum şu olacak: Öncelikle bir sanatçı mı, yoksa fotoğrafçı mı olarak tanımlıyorsun kendini?
Julie Mardin: Daha çok sanatla uğraşıyorum. Ama arasıra freelance fotoğraf projeleri de yapmıyor değilim; portre çekimleri veya aktivitelerde yapılan çekimler olabiliyor bunlar. Ben üniversitede önce dil sonra resim okudum. Daha sonra fotoğraf dersleri de aldım ve işlerime entegre etmeye başladım. Yani fotoğraf her zaman bir araçtı benim için... Kolajlarımı oluşturmada yararlandığım efektif bir araç.

hspace=0

ÖP: Eserlerin daha çok kavramsal işler. Oldukça yüklü ve renkli görsel malzeme içeriyor. Konularını nasıl seçiyorsun?
JM: Çevremde olup bitenden her zaman çok etkilenmişimdir. Bunlara karşı duruşumu en iyi işlerimle ortaya koyabiliyorum. Günümüz oyuncakları da bu yüzden ilgimi çekmeye başladı en başta... şiddet içeren oyuncakların çekici bir biçimde sunulmaları. Oyuncak mağazalarını geziyordum ve bolca askeri içerikli, çok renkli, çekici, ama silah, savaş ve şiddet içeren oyuncaklar görüyordum. Böylelikle de gitgide bu konuya ilgim arttı ve çocuklara bu olguları oyuncakmışçasına sunan ve şiddete yönelik eğitmeye çalışan, erişkin uğraşlarını ve sorunlarını irdelemeye başladım.

ÖP: New York’da yaşayan biri olarak ABD’nin diğer ülkelere uyguladığı şiddeti nasıl algılıyorsun?
JM: Ben neler olduğunu gördükçe, hep büyük bir rahatsızlık duydum. ABD’nin dış politikasında büyük sorunlar var. Gittikçe daha çok bir sirk, ya da karikatürü andıran görüntülere bürünüyor ortam. Her şey şiddet içeriyor neredeyse. Satılan oyuncaklar arasında GI Joe’lar (piyade Joe), tanklar, silahlar, video oyunları var. Bunlar hep savaşa ve orduya özendirici şeyler. Şiddet pazarlanıyor çocuklara.

hspace=0

ÖP: New York’la İstanbul’u karşılaştırdığında ne gibi paralellikler buluyorsun? İşlerinde iki şehrin birbirine geçmesiyle, sanki çelişkileri ve benzerlikleri konu ediniyorsun.
JM: İkisi de oldukça kaotik ve kosmopolitan şehirler. Yaşayanları çok enerjik, sürekli koşturan ve aynı anda on iş yapmaya çalışan insanlar. İlgimi çeken de bu zaten. Her açıdan... ses, imaj, insan yoğunluğu açısından ikisi de yorucu, abartılı, ama bir o kadar da stimule edici yerler. İstanbul’da doğu ve batı kültürleri aynı anda yaşanıyor; bu dinamik beni çok etkiliyor. Burada doğuya ait bolca materyel bulabiliyorum.

ÖP: Biraz da Photoshop üzerine konuşalım istersen. Programla nasıl tanıştın?
JM: Fotoğrafla uğraşmaya başladığımda, her şeyi analog olarak yapıyordum. Analog bir kamerayla çekim yapıyor, karanlık odada 2 ya da 3 filmi alıp sandviç haline getiriyor, sonra da kağıda basıyordum. Sonra bunu alıp tekrar fotoğrafını çekiyordum, ve bu böyle uzun süre devam ediyordu, ta ki ben istediğim sonucu alıncaya dek. 2001’de Photoshop ile tanıştım ve uygulamaya başladım.

Ottoman

ÖP: Hangi versiyonu olduğunu hatırlıyor musun?
JM: Sanırım 5.0 ya da 5.5 idi.
ÖP: Kullanmaya başladıktan sonra, en çok hangi özelliklerini sevdin?
JM: Bana sağladığı özgürlüğü... zamandan tasarrufu. Bu büyük bir özgürlük; yaptığınızın karşılığını hemen alıyor, sonuçları anında görüyorsunuz. Zaten yapacağım şeyi elde ediyorum sonuçta, ama çok daha çabuk ve daha fazla seçenek üreterek. Seçim yapmak daha kolay oluyor en sonunda.


hspace=0

ÖP:
Efektleri, filtreleri yararlı buluyor musun?
JM: Kendi stilime uygun olduğu kadarıyla kullanıyorum onları. Yani çok değil, gerekli olduğu zaman.
ÖP: Kullandığın kamera nedir? Analog mu hala, yoksa dijital mi?
JM: Ben de artık tamamıyla dijital kullanıyorum. Bu herşeyi çok daha kolaylaştırdı. Eskiden bir de tarama işlemi vardı arada. Ama şimdi çekim ve bilgisayar arasındaki ekstra işlemler de ortadan kalktı. Ben hep Nikon kullanırım; şimdi de bir Nikon D70’im var.
ÖP: Peki diğer kullandığın araç gereçler neler; bilgisayar, yazıcı vs.?
JM: Ben Mac’i tercih ediyorum. Bir de Epson 7600 yazıcım var. 24 inch eninde ve istediğiniz boyda basabiliyor. Daha büyük boy baskılar için profesyonel dijital baskı stüdyolarına gidiyorum. Burada da arşivlik inkjet baskı alıyorum. Yani 100 yıl dayanabilen mürekkep püskürtme baskı. Kağıdı da, asitsiz sanat kağıdı olarak adlandırılan özel dokulu kağıtlardan tercih ediyorum.
ÖP: Dijital fotoğrafçılıktaki gelişmeleri yakından takip ediyor musun?
JM: Biraz. En son teknolojiyi yakalamak, anında kullanmak gibi bir derdim yok benim. Ben bu araçlarla olabildiğince eğlenmeye bakıyorum daha çok.
ÖP: Aile fertlerinizin hepsi bir sanat dalıyla uğraşıyor. Yaratıcı bir aileden gelmiş olmanın senin üzerindeki etkisi nedir?
JM: Babam Arif Mardin müzisyen, annem Latife Mardin yazar ve resimle de ilgilenmiş gençliğinde, ve ağabeyim Joe da yine müzisyen. Tabii ki üzerimdeki etkileri büyük. Öncelikle sanat zekası aşıladılar ve bizi her zaman sanatçı olmamız için cesaretlendirdiler. ÖP: Son olarak, takip ettiğin ya da çok beğendiğin sanatçılar var mı?
JM: Birkaç tanesini söyleyeyim: Cindy Sherman, Andre Sorrano, David Leventhal, Sandy Scoglund, -renk ve deseni birleştirme biçimini çok begeniyorum-, ve Jerry Ullesman, -karanlık odada ilk fotomontajı uygulayan ve çok etkileyici sonuçlar çıkaran kişi olduğu için.

Röportaj: Özlem PAKER
Fotoğraf: Halit Ömer CAMCI
Hazırlayan: Serkan DUMAN

 

October 2005

 


Röportaj