Photoshop Magazin
 


Fırat Erez

01 September 2005 | Sayı: Sep 2005
 
1 2 3 4 5
 

hspace=0




Ali ŞENER ---  Fırat Bey bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?
Fırat EREZ --- 1964 Aydın doğumluyum. 4 yaşından itibaren İzmir’de büyüdüm. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Deniz Biyolojisi mezunuyum. Fotoğrafa 1984 yılında amatör olarak, üniversite yıllarında başladım. Okuldan sonra İzmir’de bir stüdyo açtım. 1994’te İzmir’den İstanbul’a geldim. Bir süre yalnız çalıştıktan sonra Serdar Önal ile ortak çalıştık. Daha sonra Garaj Prodüksiyon adında bir prodüksiyon şirketinin kuruluşunda yer aldım. Şirket daha sonralar Yirmi Milyon olarak bir başka şirket doğurdu, onun da kuruluşunda yer alarak şirketten ayrıldım. 1994’ten bu yana da İstanbul’da çalışıyorum. 1987 yılından itibaren profesyonel reklam fotoğrafçılığı yapıyorum. Ondan önce de amatör olarak fotoğrafla uğraşıyordum. Burası da açılalı bir yıl oldu. Son stüdyo burası.

A.Ş --- Peki ilk çektiğiniz fotoğrafı ya da ilk fotoğraf   makinesini hatırlıyor musunuz?
F.E ---Tabii ki. Sünnet hediyem olan bir fotoğraf makinem vardı; ilk makinem oydu. Onunla arkadaki inşaatları çekmiştim o herhalde ilk çektiğim fotoğraftı.

A.Ş --- Nasıl bir makineydi, hangi yıllarda?
F.E ---Şimdi hatırlamam çok zor. 1972 ve 1974 arası tam hatırlayamıyorum. Basit, ucuz bir Rus makinesiydi; aslında bir tür oyuncak bir makine gibi bir şeydi ama çekim yapan bir makineydi. Sonra asıl üniversitede Porst’la çalıştım. Çok da severdim o makineyi ama şimdi öyle bir marka kalmadı   herhalde.




hspace=0hspace=0
         

hspace=0

A.Ş ---Peki düzenli  aynı marka makineleri mi kullandınız?    
F.E --- Profesyonellikte hayır ama artistik olarak evet ve ben genellikle Pentax kullanırım.

A.Ş ---Fotoğrafçılıkta konusal anlamda uzmanlığa inanıyor musunuz? Bazı fotoğrafçılar örneğin sadece mimari ya da portre çekiyor. Sizce bu olması gereken doğru bir yöntem mi?
F.E --- Kesinlikle, burada profesyonel tanıtım fotoğrafçılığı açısından soruyorsunuz değil mi?

A.Ş --- Evet ajanslar birçok fotoğrafçıyla çalışıyor. Bazı  konularda sıkıntı da yaşanabiliyor çok iyi sonuçlar da  alınabiliyor.
F.E --- Net bir ayrımın olduğunu düşünmemek gerekir. Çünkü projenin koşullarının tamamının belirleyicisi fotoğrafçı değildir. Bütçeden başlayıp da sanat yönetmenine ve baskısına kadar giden bir süreç var. Dolayısıyla bir spor fotoğrafçısının çok iyi bir yemek fotoğrafı çekemeyeceğini kimse söyleyemez. Tamamen başka bir parametre, ama konusunda uzman         olmak oldukça erken başlatır insanı. Daha yol almış olarak başlar işine. Ama bu demek değildir ki başka bir uzmanlık alanında çalışan birisi diğer bir uzmanlık alanında iş yapamaz. Yapabilir, fotoğraf fotoğraftır.

hspace=0hspace=0

hspace=0

A.Ş --- Peki en çok hangi konuda çekmeyi seviyorsunuz? Hangi konuda daha başarılısınız? İkisi örtüşüyor mu?
F.E --- Birincisi, çok sofistike bir şekilde ben şunun fotoğrafçısıyım diyenlerden biri değilim. Birçok alanda çalışıyorum. Çekmediğim alanları söyleyeyim, özellikle çekindiğim alanları. Çekindiğim alanların en başında yemek gelir. Yani yemek fotoğrafı ya da yemek ile ilgili hiçbir şeyi sevmem. Yemek fotoğrafı çekmek bana çok zor gelen bir şey. Onun dışında çekindiğim bir şey yok. Ama mesela fabrika çekmeyi çok severim. Yani gerçekten yüksek sanayi ve teknoloji  kullanılan fabrikaların içinde dolaşıp fotoğraf çekmek bana ekstradan bir zevk verir. Çünkü elektronikten çok mekaniği  severim. Bu önemlidir, daha güvenilir bulurum. Hayvan fotoğrafı çekmeyi çok severim ama hemen hemen hiç fırsatım olmadı.  O başka bir iş, güzel bir iş. Kadın çekmeyi severim, portre  çekmeyi severim. Ama en iyi olarak gösterilen işlerim çoğunlukla mobilya işleri.
    
A.Ş --- Dijital fotoğraf ilk çıktığında ne düşündünüz? Biraz da mekanikçiyim dediniz ya…
F.E --- Evet dijital fotoğraf çıktığında zaten bekliyordum. Dijital fotoğraf endüstriyel bir ürün olarak katılmaya başlayalıdan beri. İlk olarak scannerbagler çıktı. Onlar çok eskidir. Sırf profesyoneller için bunlar stiller tarzı çalışır. Makineyi optik olarak yönlendirici gibi kullanırsınız  ve arkada bir scannerbag mekanikle bir hareket yaparak tarar. Dijital fotoğraf denince çekmekten değil de baskıdan söz ediyorsak, fotoğraf dijitalize olalı çok  oluyor. Photoshop’a girmesi, bilgisayarlardan geçmesi anlamında. Yani fotoğraf analog çekilmiş olabilir ama dijitalize ediliyor uzun bir süredir. Onun başlangıcında scannerlarla  birlikte -tabi scannerlardan çok daha sonra- bir mekanik   bag çıktı. Dörtlü makinenin arkasına takılıyor, maksimum görüntü kalitesini almak istiyorsan 20 dakika boyunca o alanı geçen bir tarayıcıyla çalışan bir sistem var. Onu hiç katmayalım çünkü o hiçbir zaman halka inmedi. Türkiye’de bir ya da iki kez kullanıldı. Türkiye’de iki makine varsa bir tanesi benim eski ayrıldığım şirkette bulunuyor. Kullanılmadı ve kullanılamaz. Diğeri de burada bir antikacıda var, Tony adında birisinde. Tahmin ediyorum ki  askeri bir fotoğraf makinesi. 15 yıllık vardır herhalde. Bilgi aktarılan başka bir yer daha var ama bir ön bellekle objektif ve mekaniği algılayabiliyorsun.
hspace=0hspace=0

hspace=0

A.Ş ---Dijital fotoğraf makinesine geçtiniz mi?
F.E ---Tabi bu stüdyonun açılışından bu yana dijitalle çalışıyorum. Hiç analog çekmedim, yani reklam fotoğrafını ben tamamen dijitale döndürdüm artık. Az önceki sorunun cevabına ben devam edeyim. Fotoğraf makineleri çıkmadan önce ben bilgisayarda, yani Photoshop’a girerek başladım bu işe. En zor tarafı da bizim kullanacağımız kalitede fotoğraf makineleri yok ya da satın alınması çok zor iken bilgisayar aldık.
Filmlerimizi taramaya gönderip dijitalize ettirip bilgisayarda Photoshop’ta gerekli çalışmaları yaptıktan sonra işleri teslim ediyorduk. 3-4 yıl sonrasında ben dijital fotoğraf makinesi satın aldım. Bundan 2 sene önce falan. 6 megapiksellik seriler çıktığı zaman aldım.

A.Ş --- Peki dijital fotoğrafta eksik olan taraflar var mı? Yani şu olsa çok daha iyi olur dediğiniz…
F.E --- Bence iyi baskı kopyaları olabilir. Bilgisayarlarda ciddi bir kalibrasyon sorunu yaşadık her zaman ve ben bunun standardize olacağını düşünmüyorum. Bir işi teslim ettiği zaman fotoğrafçı onun doğru basılı örneğini verdiğinde o çalışma çok daha kolay olur. Çünkü buradaki dijital ortamda bir iş hazırlanıyor ve bir başka dijital ortama gönderiliyor. Bilgi numerik olmasına rağmen, yani değişmeyecek olmasına rağmen, ekran kalibrasyonu daha doğrusu genel kalibrasyon olarak tanımlayacağın bir düzeyde buradaki görüntü orada başka bir türlü oluşuyor ve bunun arasının bulunmasının  tek yolu  analog bir iş göndermek. “Bakın bende böyle  görünüyordu, ben böyle yaptım” diyebilmek için. Dolayısıyla bir dergiye gönderilirse dergi çalışanı, yani grafiker buradaki baskıya bakarak kendi ekranındaki görüntüyü düzeltmeli. Daha iyi bir masaüstü bir baskı makinesi olabilir.

A.Ş --- Ama sadece baskı makinesiyle biten bir aşama yok. Monitör etkeni var mesela.
F.E --- Ben bunu biliyorum. Uygun görüntü benim için bunun üzerinde oluşandır. Ben istediğim kadar bu yönelik bilgiyi   gireyim monitörün bana gösterdiğidir benim realitem.   Ben bu realiteyi birebir baskıya uygularsam, baskıda yan yana kurgulandığını görürsem, bu bilginin buradaki değişmez   faktörünü minimalize etmiş olurum. Çünkü bu bilginin bende nasıl göründüğünü ve benim ne tür bir fotoğraf peşinde olduğumu bu taraftaki sanat yönetmeninin anlamasının tek yolu budur. Burada hangi işlem olursa olsun. Sonuçta ekran görüntüm ve çıkışım birbirini tutuyorsa benim işim bitmiş demektir. Ondan sonrası onun düzeltmesine, onun sistemini kalibre etmesine bağlı. Bu böyle bir silsile içinde gitmeli. Ama burada kayıp bir halka var ki o da dediğim gibi benim gördüğümü oradaki göze anlatan bir başka parametre. Ya bir monitör olacak oradan oraya ya da başka bir şey.

hspace=0

hspace=0

A.Ş --- Özellikle matbaayla ilgili…
F.E --- İş yapıyorsun aynı şekilde basılmıyor, bu çok garip bir şey.
Sen tonu yeşile kaydırıyorsun… Aradaki anlaşmazlık her zaman var. Diller karışıyor, aynı dili konuşuyorsun ama ton ve kelime seçimi farklı, o zaman üslup da değişiyor.

A.Ş ---  Aslında her şey doğru olsa da matbaa aşamasında boyanın kalitesi bile her şeyi değiştirebiliyor. Peki Photoshop programıyla ne zaman tanıştınız?
F.E ---1998 yılında.
  
A.Ş --- Aktif kullanıcı olarak mı?
F.E --- Evet ben direkt olarak hiç bilmeden kullanarak öğrendim. Deneme yanılma yöntemiyle öğrenen birisiyim. Bir arkadaşımız başlangıçta birkaç gün bize yardım etti; ondan sonrasında deneye yanıla öğrendik.
            
A.Ş --- Photoshop’un Türkçe olarak hangi versiyonunu  incelediniz?
F.E --- 8.0’dayım ben en son.

A.Ş ----Peki Photoshop şunu yapsa daha iyi olur dediğiniz yönleri var mı? Yani şu aşamaya gelip şurada şöyle yapsaydı daha iyi olurdu diyebileceğiniz?
F.E ---Aklıma gelmiyor, çünkü benim bu programın içine girip de ulaşamadığım o kadar özelliği var ki… Bu bana tanrıya sipariş vermek gibi geliyor. Sonuçta orada bir sürü insan oturup bunun için çalışıyor.

A.Ş --- Fotoğraflarınızla oynamayı seviyor musunuz?
F.E --- Ben kolaj ve montajı çok kullanıyorum ve yapmaya da çalışıyorum. Hatta bazen fotoğraf çekmeyi bırakıp da sırf Photoshop artisti gibi mi davransam diye düşünüyorum.

A.Ş.--- Dergimizde önümüzdeki sayılarda hangi konuların işlenmesini istersiniz?
F.E. --- Ben numerik bilgiler konusunda çok ilgili değilim. Ancak Photoshop’ta özellikle auto contrast, auto levels, auto color gibi özellikleri çok kullanıyorum ama bu yönde bir kaynağın olmasını isterdim.

A.Ş --- Photoshop ile çok uyumlu çalışan çok iyi kalibrasyon aletleri var. Bunlardan hiç denediğiniz oldu mu?
F.E ----Bizim bütün sistemimiz kalibredir. Yani Apple   kullananların kalibrasyonu Photoshop üzerinden yapılıyor   burada.

A.Ş --- ICC profillerini tanımladılar mı size ?
 F.E  ---- Evet.

hspace=0

hspace=0

A.Ş. ---- Dergimizde bu konuda da oldukça anlaşılır bir dille, doyurucu bilgiler yer alacak. Peki iyi bir bilgisayar kullanıcısı mısınız?
F.E ---İyi değilim, teknolojik değilim. Dijitalle aramın iyi olmadığı nokta burasıdır. Mesela programların hastalıkları var, ben o hastalıkları tanıyana kadar, onlarla kavga ediyorum. Problemlerini bilgisayarla barışık şekilde çözenlerden değilim.

A.Ş ---Peki kendi sektörünüz ile ilgili kehanetleriniz var mı? Reklam fotoğrafçılığı nereye gidiyor?
F.E ---Bir kere dijital fotoğraf sayesinde korkunç bir arşivleme oluşuyor buna dikkat etmek gerek. Orada bir  kaynak doğumu var ve o kaynak nasıl kullanılır diye düşünenler de çıkmaya başladı.

A.Ş --- Bu konularda, yani arşivleme ve yedekleme ile ilgili nasıl çalışmalar yapıyorsunuz ve kendinizi güvende hissediyor musunuz?
F.E ---- İki  ayrı şey. Birincisi arşivleme… Hani CD yapıp bir yere koyuyorsun ama onun başına gelebilecek bir durum yok. Yani standart tedbirlerini alıyorsun ama bu 15 yıl sonra   bozuluyor gibi birtakım söylentiler var. Onun dışında   çok daha ciddi  bir şey var. İki defa başımıza geldi.
Her biri 22 megapiksellik kareler halinde çekim yapıyoruz ve çekimlerin kaydedildiği bir bilgisayar var. Depolama amaçlı kullanılıyor. İşiniz bittiği zaman fotoğrafları oradan başka bir yere aktarıyorsunuz. Aktarma işleminin sonunda işlem tam bitmeden aktarım kablosu çıkarılıyor ve tüm bilgiler orada olmasına rağmen kullanılamaz hale geliyor. Bir seferinde   bilgisayarcı bir arkadaşımızın mucizevi çabaları sonucunda kaybedilmiş bilgileri geri kazanmayı başardık. Bu da çok   önemli bir konu.

A.Ş ---Photoshop’un fotoğraf arşivlerini yönetme konusunda da CS2’den itibaren yeni bir uygulaması var. Bridge adlı bir programı var.
F.E --- Hiç kullanmıyorum, hata yapıyorum aslında. Bakarsan biz biraz Türk gibi çalışıyoruz. Sistem kuruyoruz, ben ekrana güveniyorum, test yapıyorum, renkli sonuçlarımı Photoshop ile yapıyorum, baskıya veriyorum ,tamam sistem çalışıyor. Kalite açısından bir problem yok. Arşive geliyorsun. Ben şu anda çok sağlıklı bir arşivleme sisteminde değilim. Bunu da geliştirmem lazım. Geliştirmek ciddi yararlar getirecek bir şey.

A.Ş.--- Photoshop Magazin dergisi olarak, sektörün  uzmanlarının bir araya getirildiği seminerler düzenlesek katılır mısınız?
F.E.--- Seminerlere katılmam. Ben okuldan mezun olduktan sonra hiçbir derse gitmemeye çalıştım. Sabırlı olsaydım fotoğrafı seçmezdim. Ama workshop’lara katılabilirim.

hspace=0

 

September 2005

 


Röportaj